loading...

Arkadaş Gibi Değil Baba Gibi Baba..

24-06-2013

.
“Çok yoğun” babaların en büyük mazereti “Az görsem de çocuklarımı, yine de yeterince ilgileniyorum, onlarla zaten arkadaş gibiyim” sözüdür. Babanın görevi çocuğuna arkadaş gibi olmak değil, çocuğunu çevresi ile arkadaşlık kurabilecek kabiliyetleri geliştirmektir. Çocuklar babalarını baba gibi hissettikleri zaman rahatlar, arkadaş gibi değil. Babanın varlığı çocuk için sekine kaynağıdır, huzur ve güven atmosferinin soluklandığı anlardır. 
Çok değil, bundan bir iki nesil önceki baba profili ile bugünkü babalar arasındaki farkı siz de hissediyorsunuz değil mi? Dünkü babalar ile bugünkü babalar arasındaki fark, siyah ile beyaz arasındaki fark kadar dikkat çekiyor… Biri “klasik” baba, diğeri “modern (!)” baba… Biri “baba gibi baba”, diğeri “arkadaş gibi baba”… Biri evde “otorite” temsilcisi, diğeri “eşitlik” yanlısı… Biri “ben senin ölene kadar babanım” babası, diğeri “hayatını kurtar da başka bir şey istemiyorum” babası… 
Düşünsenize bir iki nesil önceki babaları, yürüyüşleri bile heybetli idi, değil mi? Ve o heybetin ardındaki muhabbet ne de yakışıyordu bir erkeğe. Resmiyetteki muhabbetleri ne kadar da serinlik veriyordu herkese. 
Hatırlar mısınız siz de, eskiler çok defa ceplerinde şekerlemeler taşır, yanlarına gelen çocukların saçlarını okşayarak şekerler dağıtırlardı… Ben çok iyi hatırlıyorum. Örneğin, bizim cami ile evimizin arasındaki yolda, rastladığım her bir amcadan şeker alırdım ve o şekerler bana camiye kadar sevinçle yolculuk yaptırırdı. Cami avlusunun ayrı bir muhabbeti vardı… Dilleri tatlı, gönülleri sıcacık eski babalar peygamber kıssaları anlatır, çocuklar can kulağı ile dinlerlerdi… 
Ya da siz de hatırlar mısınız; parklarda, yaşlılar oturur kendi aralarında (hâlâ daha ne konuştuklarını bilemediğim) tatlı bir muhabbetin demini yudumlarlardı. Uzaklardan koşarak yanlarına gelen çocukların ceplerine (nereden çıkartırlar ceplerinden hâlâ bilmem) kayısı ve iğdeleri doldururlardı…
Hatırlıyorum da, babam (ALLAH mekânını cennet etsin) çok çalışırdı, ama yokluğunu hiç hissettirmezdi… “Anne babam nerede?” diye bir soruyu sorduğumu hatırlamam. 
Yaşam sosyaldi… Baba işe gittiğinde komşu amca vardı, baba gibi sıcak ve serin… Ya da, mahallenin hocası vardı, herkese güven veren samimiyeti ile… Eş dost çoktu, babanın rolü sosyal yaşam içinde yokluğunu asla hissettirmiyordu… Sokakta yanlış bir davranış içine girince, karşıdan tebessümle size bakan mahalle bakkalı vardı; “Hayırdır?” diyerek… 
Şimdilerde ise, ne ev ile cami arasında şeker dağıtan amcalar ne cami avlusunda peygamber kıssası anlatan hocalar ne de parklarda taze iğde dalını koklayarak çocukların cebine koyan yetişkinler ne de “Hayırdır?” diye seslenen mahalle bakkalları var ortada. 
Sadece sosyal hayatta kaybetmedik bu amcaları, dedeleri, hocaları, mahalle bakkallarını, aile içinde de komediye dönüştü “erkek”lerin rolleri…
Hangi baba ile oturup sohbet etsem, “Ah hocam hiç sormayın, öyle yoğun öyle yoğun geçiyor ki günler, çocuklar yattıktan sonra eve gidiyor, sabah onlar kalkmadan evden çıkıyorum…” diye iç çekiyor çoğunluğu…
Ya anneler, “Baş edemiyorum, beceremiyorum, hem kendime hem de çocuklara yazık ediyorum. Tek başıma kalakaldım çocuklarla.” feryatları yabancı değildir sanırım sizlerin de kulaklarına. 
Belki gündelik hayatın telaşı babaları, hem annelerden hem de çocuklardan ayırdı diyeceğim ama diyemiyorum… Dünkü babaların da vardı yaşama telaşı, ama vakit aralarında, cami avlusunda anlatacak kıssaları da vardı. 
Peki, artık neredeler? 
Babalar çok meşgul... Hem de öylesine meşgul ki, çocukları ile meşgul olamayacak kadar önemli işlerle meşgul. 
Bunca meşguliyet arasında tek çözüm, “Az ama öz göreceksin çocuğunu. Arkadaş gibi olacaksın, hatta dar vakitte gazete okurken bile konuşabileceksin çocuğunla” bahanesi... Arada bir gezmeye götürüp (aslında kendini) gezdirip vicdanını rahatlatacaksın. Çocuk dönüp “Baba hiç benimle vakit geçirmiyorsun, sıkılıyorum sen yokken” dediğinde, gayet rahat bir vicdanla “Eee kızım/oğlum daha iki hafta önce gittik ya parka, her zaman her zaman gidemeyiz ki! Bir sürü yapılacak iş var” diyeceksin. 
Yok öyle babalık!.. Hiç kimse alınmasın, gücenmesin ama öyle babalık yok. İki hafta önceki parka gittiği dakikaları çocuğuna hatırlatan bir baba gelecekten korkmalı, hem de çok korkmalı. Mademki sen, çocuğunla iki haftada bir parka gidecek kadar dakikaları dolu dolu bir babasın, o halde hazırlıklı olman gerek ki, yarın, seni huzurevinde, iki haftada bir elinde bir buket çiçekle (birkaç dakikalığına) ziyaretine gelen çocuğuna sitem etmeyesin. Hatta ziyaret süresi biterken, “Kızım/oğlum, benimle hiç vakit geçirmiyorsunuz, burada sıkılıyorum tek başıma” diye sitem ettiğinizde, “Yani baba âlemsin sen de... Daha iki hafta önce buradaydık. Her zaman her zaman gelemeyiz ki, bizim de yapacak bir sürü işimiz var ama!” cevabına gücenmemelisin.




  
Baba gibi baba olmak ne de yakışıyor babalara

Nereden girmiş bilmiyorum içimize bu “çok yoğun” baba modası bilinmez… Günümüz babaları sanki ağız birliği etmişçesine, “Az görsem de çocuklarımı, yine de yeterince ilgileniyorum, onlarla zaten arkadaş gibiyim” sözünün arkasına sığınıp, babalık görevinden kaçmaya çalışılıyor. 
Babanın görevi çocuğuna arkadaş gibi olmak değil, çocuğunu çevresi ile arkadaşlık kurabilecek kabiliyetlerini geliştirmektir. 
Çocuklar babalarını baba gibi hissettikleri zaman rahatlarlar, arkadaş gibi değil. 
Babanın varlığı çocuk için sekine kaynağıdır, huzur ve güven atmosferinin soluklandığı anlardır. 
“Ben her ne kadar çok meşgul olsam da çocuğumu ihmal etmemek için elimden geleni yapıyorum” diyemezsiniz. Peki, neden diyemezsiniz? Düşünün ki, doktor yoğun bakımda, oksijen çadırında yatan bir hastanın oksijenini kesse ve “Kusura bakma seninle çok ilgilenemiyorum; görüyorsun işte, çok yoğunum. Her ne kadar oksijenini kessem de sen hiç merak etme, arada bir gelir, senin oksijenini yeniden bağlarım ve bol bol sohbet etme imkanı buluruz” dese, hasta “Bana ne kardeşim senin yoğunluğundan, benim oksijene ihtiyacım var!” demez mi?
Hastanın ihtiyacı olan şey, doktorun yoğunluğuna göre, elinden geldiği kadar oksijen soluklanmak değil, bizzat ve en önce oksijen teneffüs etmektir. 
Çocuk için de durum bundan farklı değildir. Baba çocuğunun yanında bulunduğu dakikalarda hiçbir şey yapmasa da, oksijen çadırındaki hastanın oksijen soluduğu gibi, çocuk da babanın yanında bulunduğu dakikalarda güven ve huzur soluklanır. Çünkü ALLAH, babaları, çocuklarına huzur hissi verecek kabiliyette yaratmıştır. 
Çocuklar okulda birbirleri ile inatlaşırken, “Benim babam senin babanı döver!” diye babaları ile övünmüyorlar mı? Baba güç demek, baba sekine demek, baba huzur veren oksijen çadırı demektir.
 
Babasız çocuklarda aynı davranış bozuklukları görülüyor
“Günlük işlerin telaşı işte, çocuklarla yeterince ilgilenemiyoruz” bahanesine sığınan babaların çocuklarında genelde aynı davranış sapmalarına rastlıyoruz. Babasız (babası olduğu halde babasız) büyüyen çocuklar genelde bir istikamet tutturmakta zorluk çekiyorlar. Güçsüz ve dirayetsiz oluyorlar. Aldıkları bir kararı, kırk kez gözden geçiriyor, başarısızlık karşısında hemen hayal kırıklığına uğruyorlar. Sözlerine genelde güven olmuyor. Bir gün şöyle, bir gün böyle görünüyorlar.
Bir noktanın altını hemen çizmek gerekirse, baba ihmaline uğramış çocukların en belirgin özelliği namaz kılma konusundaki dirayetsizlikleridir. Ne kadar ısrar edilirse edilsin, babanın oksijen çadırında güç ve kuvvet teneffüs etmemiş çocuklar, namaz kılma konusunda çok zorlanmaktadır. 
Özellikle kız çocuklarına babalık yapmakla görevli babalara seslenmek gerekirse, “aman kızlarınızı ‘iş güç işte’ diyerek ihmal etmeyiniz”. Çünkü, bir kız çocuğunun babadan alacağı hisler çok özeldir. Kız çocuğu kendi zayıf yanlarının en büyük destekçisi olarak babayı gördüğü için, baba, kız çocukları açısından çok önemlidir. Örneğin, bir babanın kızının saçını okşaması, onu kucağına yatırması ve saçlarını taramasıyla ona verdiği pozitif enerjiyi, çocuk başka hiçbir yerden alamaz… Babasının yanında olduğunu hissettiği anlardaki huzurun boyutu hiçbir şey ile ölçülemez. Baba yokluğu ile büyüyen kız çocuklarında görülen en yaygın davranış bozukluğu, “sığınma ihtiyacı”ndaki doyumsuzluk ve/veya iç dünyadaki huzursuzluk, hırçınlıktır. 
 
Kurt dumanlı havayı sever
Altını çizerek bir kere daha söylemek gerekirse; günümüzdeki sosyal yaşantının felç geçirmiş olması anne-babayı, “ideal anne-baba olma” konusunda oldukça duyarlı olmaya itmelidir. “Ne yapalım, iş güç işte...” bahanesi maalesef çok acı bir bahanedir ve geçerliliği yoktur. 
Ne evde anneyi çocuklarla tek başına bırakıp, anneye babalık vazifesi yüklemeye ne de çocukları “Geçen hafta gittik ya parka!” diyerek oyalamaya sanırım hiçbir babanın hakkı yoktur. 
İhmale uğrayan çocukları (ALLAH göstermesin) kurtlar kapar sokaklarda, haberiniz olsun.
loading...
Etiketler : Arkadaş - Gibi - Değil - Baba - Gibi - Baba.. -
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

İlgili Başlıklar
HIZLI ARAMA


ANKET

Niğde Belediye Başkanı Kim Olsun

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE