loading...

CENNETE PASAPORT
Tuğba Doğan
.

Öyle bir hayat yaşıyoruz ki, çelişkilerin, bahanelerin, cehaletin dünyası diyebileceğimiz farklı bir dünyamız daha var kendimizce.

Dile geldiğinde kabullenemediğimiz, gururumuza yediremediğimiz ve inkar geldiğimiz bir dünya cehaletimiz var o dünyada. Bizi bizden alıp farklı diyarlara savuran,bizim biz olmadığımız, bize ait olmayan, bizim ait olamadığımız, ait olmaya yakışmadığımız bir dünya. Karanlıkların dehlizinde kaybolmak için özel bir çabamız var sanki o dünyada. Üzerimize bir örtü,gözlerimize kara bir perde çekmişçesine bakışlarımız kör artık.

Dipsiz bir kuyuda anlamsız bakışlar savuruyoruz alabildiğine. Karanlığın şerrinden midir yoksa gafletten mi bilinmez, onca aydınlığın arasında karanlık sokaklarda paldır küldür ilerliyor adımlarımız. İhanetin,bilinemeyenlerin,endişelerin korkusuna kapılmış aydınlığı görmeden karanlığa yöneliyoruz.

Yavan bilgilerle tıka basa doldurulan beyinleri,samimiyetsiz sevgilerle beslediğimiz yürekleri kafesine hapsedip cehaletin karanlığında yok oluyoruz.

''Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.'' hadisini ne kadar da inkar edercesine yaşıyoruz. Yürekler katran karası bir hâl almış; cehaletin, zulmün, haksızlığın, ihanetin, şerlerin âlâsını yaşıyoruz. Yok olmaya yüz tutmuş vicdanlarımızı köşe bucak saklamaya çalışıyoruz sanki çok vicdanlıymışız gibi. Birbirimizi Allah için sevmek o kadar zor gelir olmuş ki nefislerimize, incir çekirdeği misali sebepleri çığ gibi büyütüyoruz.

Birbirimize düşman olmak için gerçekten sebeplerimiz mi var yoksa bahane mi üretiyoruz ? Saygısız sevgisiz iliskileri, samimiyetsiz samimiyetleri, merhametsiz merhametleri yaşıyoruz dibine kadar. Yapmacık gülümsemelerin ardına gizlenen çirkef bakışlarda kayboluyoruz gün geçtikçe. Nefretle dolan bakışlarda yürekte bir nebze olsun kalmayan sevgilerden söz eder olmuşuz. Öyle bir karanlıktayız ki edepsizce edep sorgular olduk ait olmadığımız dünyamızda. Sevgimizi, saygımızı, değerlerimizi öyle bir yitirmişiz ki her bir hareketimizle baş düşmanımıza pirim veriyoruz. Gönüllerimizi o kadar boş, o kadar yavan bırakmışız ki nefsimiz bizi nereye çekerse oraya meylediyor davranışlarımız. ''İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de gerçek manada iman etmiş olmazsınız.'' diyen Allah Rasulü'ne ne kadar teslim olabiliyoruz ? ''Anam babam sana feda olsun Ya Rasulallah'' derken ne kadar samimiyiz, birbirimize düşman olurken ne kadar nefsane ? Alemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz derken sözlerimiz ve davranışlarımızdaki bu çelişkiler de neyin nesi ? Sevgilerimiz gerçekten Allah için mi, düşmalıklarımızın ne kadarı Allah adına ?

Tevafuken ya da bile isteye hayatımıza giren insanlara hesapsız, kaygısız ''Ben bu insanı Allah için seviyor ve ona karşı gerçek bir muhabbet duyuyorum. Onun hakkında ön yargım, olumsuz bir düşüncem, nefsim adına duyduğum bir düşmanlık yok.'' diyebiliyor muyuz ? Yahut hayatımızdaki insanlara karşı duyduğumuz rahatsızlığın, belki de son noktada düşmalığımızın kaç tanesi Allah için, hangisine karşı '' Ben bu insana Allah için buğz ediyorum.'' diyebiliyoruz. Nurettin Yıldız Hoca bir dersinde bu konuyu şu şekilde ifade ediyor; '' Müminlerin birbirlerine karşı sevgi beslemeleri Cennet pasaportudur. Hangi ırk, önemli değil. Bizim oralı mı, önemli değil. Beyaz mı, siyahi mi, Türk mü, Kürt mü, Arap mı, önemli değil. Zengin mi, batsın bu dünyanın zenginliği o da mühim değil. Siyasi kimliği mi var, olmaz olsun. Sadece Mümin'di sevdim gitti. İşte Cennet pasaportu. Kin tutmak yerine ''Ben seni seviyorum canım kardeşim. Sen bana geçen gün şöyle yaptın ama unuttum gitti demek, oturup Yasin-i Şerif okuyup, iki rekat namaz kılıp, sadaka verip Rabbimin rızasını kazanmak için ibadet etmem gibi bir şey. Cennettin anahtarı yani. İşte Mümin ahlakı. Ümmet-i Muhammed ahlak ümmetidir derken kastedilen işte budur.'' diyor.

Evet sevgili okurlar, sorgusuz sualsiz birbirimizi Allah için seviyoruz dediğimiz kaç kişi var hayatımızda ? Birbirini Allah için sevmek ve iman etmekle bizlere Cennetin müjdesi verilirken kaçımız bu müjdenin muhatabı olabiliyoruz ?

Sevgilerimizin ne kadarı Allah için, ne kadarı samimi, ne kadarı içten ?

Düşmalıklarımızın hangisi Alllah adına, hangisi nefsani duygularımıza ?

Buyurun bir muhasebesini yapalım.

24-01-2016 19:12
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE