Dertlerimiz
Muhammed Safa Ulusoy
.

Ölü toprağı diye bir tabir vardır halk arasında çokça kullanılır. Ölü artık dünya ile bağlantısını kesmiş fiziken ve ruhen dünya hayatına ve telaşına veda etmiştir. Artık istese de dünya ile bir bağlantıya geçemez. O burada ki vaktini doldurmuş ebediyet aleminin kapılarını aralamıştır. İnsan hayatında da hislerin, tatların, fikirlerin ve hallerin her zaman aynı olmadığı bazı evreler vardır. Gün gelir sevincinden yerinde duramaz, mutluluktan kabına sığamaz, heyecandan vücuduna hakim olamaz ama öyle bir an gelir ki ne bir duygu ne bir his ne de bir bahis kalır insanın içinde. Hiçbir şeyden zevk almaz, hayata dair hiçbir beklentisi kalmaz artık yelkenleri indirmiştir hayallerini, umutlarını ve yarınlarını o gemide yakmıştır. Fazlaca belirgin bir boş vermişlik, hayata ve içindekilere dair bir itibarsızlıklar zümresi cem etmiştir gönlünde. İşte halk arasında üzerine ölü toprağı serpilmiş insan tipolojisi budur.

Acaba bizleri bu halet-i ruhiye ye iten şey nedir? Günahlarımız mı yoksa yaşadıklarımız mı? Ahı alınmış simalar mı yoksa aynalardan korkar olduğumuz çehrelerimiz mi? Ya da bize yaşama gücü veren, yol gösteren, umut olan, heyecan katan varlıkların-sebeplerin apansızca kayboluşu mu?

 Veya zaman mı?

Zaman kimileri için her şeyin ilacıdır kimileri içinde dünyaya dair en acımasız kavramdır. Örneğin taze yara kabuk bağlamışsa artık zamandır onun ilacı. Yeni doğmuş bir bebeğin gülmesine, koşmasına, anne-baba demesine zaman ilaçtır. Diğer taraftan mahpushanede yata yata yanları çürüyenler için en acımasız mefhumdur zaman. Onlar için zaman; geçmek bilmeyen ve her saniyesiyle insan zihnini dağlayan bir acı olur oturur adam yüreğine.

Zamanı başka bir perspektifle bağdaştıracak olursak hayaller için can sıkıcıdır. Bazı şeylerin gerçekleşmesinin vaktiyle kaim olması canını sıkar insanın. Beklemekten, ümit etmekten, hayal etmekten, acabalardan, belkilerden, hesaplardan ve hesapta olmayanlardan yorulur… Böylece boş verir tüm birikmişlerini ve kendisini hayat denilen âlemin en büyük boşluğuna bırakıverir amansızca bağırırcasına, küfredercesine…

Buna kimileri bunalım der kimileri depresyon der kimi Mecnun kimi Leyla der. Adının ne önemi var! İsteyen istediğini desin… Ama gelsin zaman, buna da ilaç olsun! Ve biri alsın artık şu karabulutları kafamızın üstünden… Sebepsiz boşluklarla tükenmesin gençlik çağlarımız, saçmasapan kaprislerle bitmesin ömrümüzün en güzel anları…

İnsan ne ederse kendi kendine edermiş? Söyleyin kendime artık etmesin bana cefa… Sesler duyarım: Kendine gel! Nasıl geleyim? Kendim bile kendine eylerken cefa… Sağım solum her yanım salt karanlık, sade bir giz var içimde; zindan karanlığı hayatta zifiri karanlıklara kapılmış gönlümün ta içini gören, en derin yerlerinde bile beni en iyi bilen bir giz…

Seni de bir bilen var, gören, duyan, bekleyen…

Öyleyse korkma, ye’se kapılma çünkü “Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı” (Duha 3) sen zamana, hayata, hayallere, ümitlere ve her şeye darılsan da, gücensen de, kızsan da, bağırsan da, çağırsan da o sana darılmadı ve seni asla yalnız bırakmadı…

Şimdi artık sen de onu bırakma bilesin ki “Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla huzur bulur mutmain olur” (Rad 28) Sen her şeyden soyutlansan da, dünyaya dair her şeyden uzaklaştırsan da kendini, bil ki Allah var “O sana şah damarından daha yakın” (Kaf 16) Şüphesiz ki hüzünleri huzura tahvil eden bir yüce kudret vardır… Gökten yaşlı gözleri silecek bir el vardır… Sen sadece ona dayan, sa’ye sarıl, hükmüne ram ol yolun elbet budur. Bilesin ki bu yoldan saparsan düşersin, sonu gelmez gündüzü göremezsin, karanlıklar içinde tek başına kalakalırsın… Evvela yolunu bul… Sırat-ı müstakim’i gör, duy, bil… Dert etme dua et ayakların doğru yol üzere sabit kılınsın diye… Elbet Rabbin seni duyacaktır, gönlünü ferahlatacaktır… Sen sadece kalk ayağa dimdik doğrul ve çırp üstünü ki kalmasın bir zerre ölü toprağı… Derdin de, hüznün de, tasan da O olsun ki sığınacak da bir kapın olsun… Gönlünü arındır derdi verene şükret, teşekkür et… Sabahı yaratanın hatırına yeni güne gülümseyerek, müezzinin sesine eşlik ederek, güneşin doğuşunu ibretle temaşa ederek derin bir nefesle kocaman bir BİSMİLLAH de gerisi gelecektir…

15-02-2016 20:47
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE