GÖZLERİNDE CENNETİ TAŞIYAN ÇOCUK ( FURKAN DEMİR )
Muhammed Safa Ulusoy
.

 

Bu hafta ki köşe yazımı iki-üç hafta kadar evvel kaybettiğimiz çok kıymetli, değerli arkadaşım Furkan Demir ve ailesine ayırmaktan şahsım adına bir şeref ve onur duyduğumu belirterek yazıma başlamak istiyorum;

Furkan Demir 23 yaşında ömrünün baharındaydı kısacık hayatında o kadar çok yaşanmışlıklar vardı ki hangisini anlatsak onu ifade etmeye kâfi gelmez yalnız değerli okuyucuların şunu iyi bilmelerini isterim ki; Furkan, hak aşığı, hakikat yolcusu biriydi. Yaptığı işlerle etrafına fevkalade tesir ediyor örnek oluyordu. Sosyal medya dilinden ziyadesiyle iyi anlıyor bunu rızayı ilahi yolunda tüm gayretiyle sonuna kadar kullanıyordu bu yüzdendir ki gönüllere dokunuyordu. Gençler için “Dava adamı nasıl olur?“ – “Hak namına sağına soluna bakmadan ben buradayım diyebilen bir genç nasıl olur?” sorularını fiiliyatıyla ahlakıyla ve alanındaki hâkimiyetiyle çok güzel gösteriyor canlı-kanlı bir örnek teşkil ediyordu. Büyükler için gıpta edilesi bir yaşam tarzına sahipti “Keşke bizim çocuklarımızda Furkan gibi olabilseler” dedirttiriyordu. Giderken ümmeti yasa boğan, yetimlerin gözlerini dolduran, etrafını hüzne ram eden bir yiğidi ne kadar anlatsak azdır. Şimdi Furkan’ı tanıyanlar (benim gibi ) “Keşke onunla daha fazla vakit geçirebilseydim” diyor, tanımayanlar ise “Keşke tanışıp, dünya gözüyle bir görebilseydim” diyerek mahzunluklarını dile getiriyorlar. Bir insan anca bu kadar sevilir…. Kısacık ömründe arkasında kendisine dua eden yığınlar bırakmak her yiğidin harcı değildir! (Sağlığında bu gençlerin kıymetini bilin!).

*

18 Aralık Cuma gecesi Niğde’den kıymetli dostlarımla yola çıktık molalar ve hava şartları nedeniyle 8 saatlik bir yolculuğun ardından gün ağarırken Şanlıurfa’daydık. Biraz dinlendikten sonra çok kıymetli Basri hocamızı arayarak geldiğimizi söyledik  eve yaklaşırken yolda bizi bekliyordu elini öptük eve geçtik velhasıl Niğde’den gelmişiz Anadolu taziyelerinden alışık olduğumuz ağıtların aksine evin içinde gözle görülebilen bir metanet vardı.

*

Öncelikle Basri hocamla tanışma şerefine erişebildiğimiz için çok şanslıyız. 5 saatlik bir taziye ziyaretimizde çok büyük dersler alarak, bir Müslüman’ın emaneti iadesinden sonra nasıl bir hâl ile hallenmesi gerektiğini görerek buna birebir şahitlik ederek evden çıktık. Basri amca’nın Sabrı, metaneti hepimizi hayran bırakmıştı. Evdeki havayı ilk teneffüs ettiğimde aklımda şu hadis-i şerif canlanıyordu;

Resulullah, (ölen) çocuğu için ağlamakta olan bir kadına rastlamıştı:

"Allah'tan kork ve sabret!" buyurdu: Kadın (ızdırabından kendisine hitab edenin kim olduğuna bile bakmadan):

"Benim başıma gelenden sana ne?'' dedi. Resulullah uzaklaşınca, kadına:

"Bu Resulullah idi!'' dendi. Bunun üzerine, kadın çocuğun ölümü kadar da söylediği sözden dolayı (utanıp) üzüldü. (Özür dilemek için) doğru aleyhissalâtu vesselâmın kapısına koştu: Ama kapıda bekleyen kapıcılar görmedi, doğrudan huzuruna çıktı ve:

"Ey Allah'ın Resulü, (o yakışıksız sözü) sizi tanımadan sarfettim (bağışlayın!)" dedi. Aleyhissalâtu vesselam:

"Makbul sabır, musibetle karşılaştığın ilk andakidir" buyurdu.

 

Evet…

Hakiki sabır musibetin isabet ettiği ilk anda zuhur edenmiş…

Basri amcanın musibet karşısında ki “O verdi ancak o alır” tavrı, duruşu tüm ümmete örnek gösterilecek bir tavırdı… Laf arasında geçti Basri amca: “ Çocuklar üniversite yahut başka bir nedenden dolayı evden ayrılınca artık aile çocuğunun tüm yaşantısına vakıf olamıyor. Biz Furkan’ın bu kadar güzel işler yaptığını bilmiyorduk, bu kadar insana kendini sevdirdiğini bilmiyorduk, bu kadar insana yetimleri sevdirdiğini bilmiyorduk ama Allaha hamdolsun ki bunlar bizim, bu kederli olayı metanetle atlatmamıza yardımcı oldu” dedi. Basri hoca hepimizle birebir ilgileniyor sık sık taziye için telefon görüşmesi yapıyordu ve tabii Furkan’ın büyük ağabeyi Muhammed ağabeyle tanıştık aynı hali onun üzerinde de temaşa edebiliyorduk. Gönülleri buruktu ama sabrediyorlardı hepsi. Muhammed ağabey ve Basri hocam Furkan’ın annesiyle konuşmalarını anlatıyor bizler de dinlerken “Ya rabbi ne güzel bir aile, ne güzel bir muhabbet, ne güzel bir sevgidir bu!” diyorduk…

Taziye ziyaretine gittiğimiz sıralarda Üstad Ali Ulvi Kurucu’nun Ertuğrul Düzdağ’ın kaleminden “Hatıralarım” kitabını okuyordum. Kitabın 2. Cildinde “Eğinli Hacı Hafız Hasan Efendi”nin oğluna bir duasından bahsediliyor, Basri hocanın sözleri üzerine gözlerimde o sayfalar canlanıyordu…

Eğinli Hacı Hafız Hasan Efendi:

“Ali Ulvi Efendi, Mahmud’un (oğlumun) bana çok hizmeti var. Gerçi ben sert insanım; fakat büyük dağın büyük karı olur. Mahmud’un da sert babadan aldığı dua, yumuşak babalardan alınan dua gibi olmayacak. Şahid olun Ali Ulvi Efendi, şahid olun, Allahıma söz eriyorum: Yarabbi, baba hakkını sorma mahmud’dan. Mahmudun bana çok hizmeti olmuştur. Allah’ım ben mahmud’dan razıyım sende razı ol”

Evet…

Büyük dağın büyük karı oluyor Basri hoca ve ümmet Furkan’a hakkını helal ediyordu…

Basri hoca:

“Ben Furkan’ım dan razıyım, Allah da ondan razı olsun” derken gözlerimiz doluyordu.

*

Basri hocam ikindi vaktinde bizlere ikramda bulunmadan evvel Furkan’ın mısırda beraber okuduğu arkadaşları gelmişti samsundan. Kardeşlerle tanıştık Furkan’ı dinledik-anlattık ardından kıymetli dostlarımla kuran okuyup dua ettikten sonra Basri hocamın ellerinden öpüp helallik alarak, Muhammed ağabeyimizle, selim kardeşimizle sıkı sıkı kucaklaşarak, Furkan’ın küçük kardeşi Hüseyin ile beraber Urfa’nın 10 km dışındaki Furkan’nın mezarını ziyarete gittik. Dualar ettik, mezar başında derin düşüncelere daldık yine onu hayırla yad ederek ebedi  istirahatgâhında Rabbiyle baş başa bıraktık. Hüseyin’i eve bırakıp tekrar yola koyulduk. Hepimiz etkilenmiştik bir süre devam eden sessizliğin ardından yine Furkanları konuşarak yiğit ailelerini konuşarak “ İşte öyle aileye, böyle evlat… Allah hepsinden razı olsun” diyerek ziyaretimizi tamamlamış olduk. Allah herkese böyle bir aile nasip etsin, böyle güzel bir aile olabilmeyi nasip etsin, Allah herkese razı olacağı evlatlar nasip etsin…

Mezar başında zihnimde dolaşan Mustafa Küçüğün şu güzel şiiriyle yazıma son vermek istiyorum:

Sevgi râyihası kokluyorum bugün,

Gönüllerin bezediği bir gül bağçesinde...

Türlü meyveler, kalb gibi arzolunmuş,

Toprağa düşmenin arefesinde...

Buyurun dostlar, sizin bu düğün:

Şu dünya mahbesinde!

Bahtiyar olun hepiniz,

‘Bir ömürlük’ nefesinde! ..

Aşkı yankılansın hepinizin;

Kalbden kalbe ulaşan sesinde..

“Bâki kalan bu kubbede hoş bir sadâ imiş”;

Sadânı hoş tut ve ölümsüz ol sen de..

 

MuhammedSafa Ulusoy

07-01-2016 23:16
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
  • Mehmet zülfü karadeniz tarafından 2016-01-08 0:21:35 tarihinde yazıldı.
    Kendisiyle mısırda tanıştım kısa bir sürede sanki yıllardır tanışmışız gibi samimi olduk kendisiyle aslında herkesle muhabbeti vardı. yaşantısıyla hareketliliğiyle kendini belli ettiriyordu...
    Kaleminize sağlık
    "Elveda demiyorum bilakis görüşmek üzere"
    Mısırın hatıralarıyla dolu bir dostun hüznü ve özlemini....

Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE