İman Etmenin Gereği
Muharrem ÇİFCİBAŞI
.

Farklı ortamlarda yapılan konuşmaların teması dava üzerinedir. Dava arkadaşlarım diye başlayan hitap kitleyi etkilemek ve dava doğrultusunda gönüllük esasına göre harekete geçirmek için uygun ifade tarzıdır. Tabi ki; dava belli bir fikir üzerine inşa edilir. Bu fikri benimseyen mensupları da gereğini yerine getirir ise; davadan beklenen amaç hâsıl olur.

İslam Dini kuru bir sosyal hayat,  amaçsız bir ibadet ve sonuçsuz bir ahlak anlayışına sahip değildir. Kelime-i Tevhid üzerine inşa edilen her niyetin Allah Rızasını istediği ve beklediği hayat anlayışıdır. Şeksiz şüphesiz ” Lailahe İllallah” dedikten sonra neyi yapmamız ve neyi yapmamamız konusunda artık kakar vermiş durumda oluruz.

Biz bazen “ Lailahe İllallah” dediğimiz ve sürekli tekrarladığımız halde Ebu Cehil içeriğini kadar anlayamıyoruz. Ebu Cehil “ Lailahe İllallah’ın” ne anlama geldiğini çok iyi bildiği için yapılan teklifi reddedip “ Lailahe İllallah” dememekte ısrar ediyordu.

Biz Müslümanlar günlük hayatımız ve özel günlerde  “ Lailahe İllallah” diyoruz. Ama anlamının gereğini ne kadar yerine getirebiliyoruz?

Bir benzetme yapacak olur isek; Kelime-i Tevhid köklü, güzel, eşsiz bir ağaç, bunun dışında kalan inanç sistemleri köksüz, sıradan ve kötü bir ağaç gibidir.

Bu çerçevede İslam Tarihi köklü bir medeniyete dayanır ve İslam’dan beslenir. Bu medeniyeti öğrenmek, İslam’ın esaslarını anlamadan ve onları yaşamadan bilinmez. Bu açıdan İslam kimliği örf olarak algılanır ki, bu da insanı yanılgıya düşürür.

Dava için çalışan ve davayı yaşatmak ve yaymak iddiasında olanlar,  Kendisi için istediğini Müslüman kardeşi içinde istemeli ki; cennete gitme arzusu umulur ki gerçekleşsin.

İnancın, Allah’ itaat eden, O’nun emir ve yasaklarına tabi olan insan üzerinde hedefleri vardır. İmanın etkilerini kendi üzerinde hisseden insanın üzerinde iman etki etmiş olur.

İnanç noktasında insan için bir sıkıntı, tereddüt yok ise; imanı dürtü doğrultusunda ile planlı yaşamak ne mutlu,  bu anlayışta başka amaç var ise; yazık eşref-i Mahlûkat olarak yaratılan insana.

 Burada şu soru akala gelir.

Duyuları harekete geçiren iman mı? Şeytan mı?

Kişi Ateistim dese de elinde olmadan başkasına sığınma ihtiyacı hisseder. Nas Suresi, dua mahiyetindedir, bir yol ayrımını da anlatır.

“ İnsanların Rabbine sığınırım”İnsanı yetiştiren, büyüten ve terbiye edendir.

“ İnsanların Melikine sığınırım.”  Der ki; insanların sahibi, onları yaratan, yaşatan ve onların elinden tutan.

“İnsanların ilahına sığınırım.”İnsan ilah olarak seçtiğimiz, malikimiz değilse; rabbimiz değilse; ilahta olamaz.

Yukarı bakınca yaratıcıyı, aşağı bakınca mahlûkatı görür. Kul ve köle tercihi, imanla kendisini gösterir. Bu durumda, ne çıkara, ne insana, ne kibre, ne şeytana, ne nefse secde ederim. Artık kıvama gelen insan,  Allah’ın farzlarını seçer, moda olarak ona dayatılan tarzları değil.

“Gizlice insanı etki altına altında bırakan”Gizli telkinin şerrinden,

“Cin ve insanlardan, insanın gönlüne vesvese veren” den Allah’a sığınarak kendini emin hale getirir.

Nasıl kendimizi şeytandan koruyacağız? Sudur, kalp gözüdür. Allah’ın bunu seçmesinde hikmet vardır kararına varmak. Şeytandan önce, insanın içten niyet edip, karar vererek, söylemini eyleme dönüştürmesi şeytanı boşa düşürür.

 Eylemlerin çıkışı karar anıdır. “ Ey insan bir karar verirken, şeytan müdahale edecek. Allah’a sığınki şeytana karşı korunasın.” Karar anında şeytani, nefsanî arzulara göre değil, ilahi ve rahmani arzulara göre karar ver.

Tahayyül edelim. Şer odakları hangi durumda ortaya çıkar? Bir devlet, bir toplum kendi kararını vermeye kalktıklarında devreye girerler. Topluma vesvese vererek kargaşaya neden olurlar. Tarihin her döneminde bu fitne aynı fesadını sürdürmüştür. Dünde bu günde aynı. Güncel olaylara baktığımızda; Dini referansla başlayan her konuda, yazılı ve sözlü vesvese ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, biz Müslümanlar Nas Suresini Allah’a dua ediyoruz ki; vesveseden korunmuş ve onun tuzağına düşmemiş olalım.

Mü’min iman sahibi, gönülden inanan kişidir. İnsanoğlu kendi imanına güvendiği kadar mü’mindir. Günümüzde temsil noktasında eksiklik yaşadığımız noktada, İnsan-ı Kamil ve erdemli insanlara ihtiyaç var.

Hz. Ömer döneminde adam kıtlığı çeker. Der ki; “ Oda dolusu adam olsa orduları donatırım. Muaz bin Cebel gibi adamlarım olsun”.

Bu cümleden hareketler, asıl olan insan kaynağı, iman dolu insan var ise; imkân arkasından gelir.

  • İçinde bulunduğumuz dönemde,  günler insanlar arasında dolaşır.
  • Bu günler, ne kötü, nede güzel günlerdir.
  • Zor düşmanlar kaliteli insanlar üretir.
  • Kaliteli insanlar rahat dönemler yaşatır.
  • Rahat dönemler kalitesiz insanlar üretir.
  • Kalitesiz insanlar zor dönemler yaşatır.

İslam Tarihi zor dönemlerde kaliteli insanlar yetiştirir ve devlet insanla bütünleşir.

  • Kişisel hatalar, kişileri dinden soğutur, dinden soğuyan kişi devlete düşman olur.
  • Mütevazılık yükü taşımanın göstergesidir. Dava insan kazanmak için vardır, kaybetmek için değil.

Muharrem ÇİFCİBAŞI

06-02-2020 13:50
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


ANKET

Niğde'nin En Büyük Sorunu ne?

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

MAKALELER YAZARLAR
KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE