Kıraat ve Kur'an-ı Kerim
Muhammed Safa Ulusoy
.

Kıraat ilmi bizlere yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in nasıl okunacağını bildiren bir ilimdir. Genel çerçevede Kur’an-ı Kerim’in tevâtür yoluyla gelen sıhhatli okunuşlarını konu edinen Kıraat ilmi aynı zamanda kelimelerin telaffuzlarının hatasız okunmasını ve tahriften de muhafaza edilmesini sağlar. Kıraat ilmi ashâb-ı kiramdan [1] başlayarak tabiîn[2] , ardından tebe[3] -i tabiîn vesilesiyle nesilden nesile sağlam bir şekilde aktarılarak günümüze kadar güvenli bir şekilde gelmiştir.

Öyle ki 1400 yıldır Kur’an hâdimleri, hayatlarını mukaddes kitabımıza vakfetmiş, gece gündüz onunla meşgul olarak bu ilmi muhafaza etmeyi kendisine ilahi bir görev olarak addetmişlerdir. İşte bugün o Kur’an hizmetkârlarının sayesinde biz Kıraat ilminde bu kadar sahih bilgilere ulaşabiliyoruz.  Bugün Kur’an-ı Kerim’in okunuşunu kafasına göre yorumlayabilen “Biz Araplardan daha mı iyi bileceğiz kardeşim” diyerek bu işi boş verebilecek duyarsızlıkta olan ya da itibarsızlaştırmaya çalışan insanların olduğunu görüyoruz, hüsnü zan [4] ederek bu insanların Kıraat İlminden bîhaber olduklarını düşünüyoruz.

Çağları aşan muazzam İslam medeniyetimizin Kur’anî  ilimler noktasında bu denli sağlam temeller atmış olması ve bu ilimleri asr-ı saadetten günümüze kadar güvenle intikal ettirmesi, Allah rızası için ne denli büyük bir rikkatle hareket edildiğinin nişânesidir. Kıraat ilmi Kur’an-ı Kerim’in Hz. Cebrail vasıtasıyla Hz. Peygamberimize vahyedildiği şekiller dışında okunmasına şiddetle karşı çıkmış ve aksi yönde hareket edenlere ilmi reddiyeler vermek suretiyle asıl olanı korumayı başarmıştır. Günümüzde çeşitli enstrümanlardan oluşan, ritimli ve sazlı eserleri dinlemenin câizliği konusunda dahi tartışmalar devam ederken, yüce kitabımızın müzikal alt yapı ile okunabilmesine yönelik girişimler, çalışmalar oldukça bayağı ve cahilce davranışlardır. Bu noktada İranlı[5]  şarkıcı Mohsen Namjoo’nun çıkardığı  “Şems” albümüne değinmemiz elzemdir. Çünkü Mohsen Namjoo’nun Kur’an’a yakıştırdığı bu çirkinlik hiçbir şekilde açıklaması olmayan, ilmi düzeyde ve İslam geleneğimizde asla karşılığı olmayan bir durumdur.

*Küçük[6]  yaşlarda edebiyat ve müziğe ilgi duyan Mohsen Namjoo, İran’ın Meşhed şehrinde dünyaya gelmiştir. Babasının vefatı üzerine ailesi tarafından zaten ilgilendiği alan olan müziğe yönlendirilen Mohsen Namjoo Tahran Üniversitesi’nde müzik ve tiyatro eğitimine başlamıştır. Üniversite yıllarında geleneksel İran müziği ile ilgilenmiş, bu alandaki farklılık arayışları neticesinde kendi besteleriyle marjinal bir tarz ortaya koymuştur. Tahran Üniversites[7] i İran geleneklerine aykırı gördüğü sıra dışı çalışmalarından ötürü Mohsen Namjoo’yu üniversiteden uzaklaştırmıştır. Eğitim hayatının sona ermesinden sonra çeşitli konserler aracılığıyla ün yapmış ve müzik çalışmalarına devam etmiştir. ‘’Şems’’ adlı albümünden dolayı Kur’an ayetlerini müzik eşliğinde okuduğu için İran’da  beş yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.

Mohsen Namjoo “ Val Sakhi” adlı eserine Şems suresinin 5-6. Ayetleriyle başlayıp ardından 1-2-3 ve 4. Ayetleri okuyarak 4. Ayetin sonunda halk arasında “ağız gevelemesi” dediğimiz şekilde Kur’an’ın nezih okunuşuna adeta hakaret ediyor. Ardından 7. ve 8.  ayetleri okuyup müzikal alt yapı eşliğinde değişik sesler çıkartmaya başlıyor. Müziğin devam eden kısmında Duha suresinin ilk 5 ayetini geleneksel Kur’an-ı Kerim okunuşu ya da gazelimsi bir tarzda değil,[8]   asla ilmi düzleme oturmayan bir şekilde okuyor akabinde yine değişik sesler çıkartmaya devam ediyor. Müzik devam ederken asıl infialin tam da bu kısım olduğunu görüyoruz Müzzemmil suresinden ilk 4 ayeti okuyor ve bu sefer Rock tarzında bazı harfleri içine çekerek hayvani sesler eşliğinde okumaya çalışıyor ve manidar bir şekilde Müzemmil suresinin 4. Ayetinin meali “Kuran'ı tane tane oku” diye bitiyor. Nebe suresi, Fecr suresi, Tekvir suresi ve tekrar Şems suresinin ilk 8 ayetini okuyarak müziği bitiriyor yine manidardır ki Şems suresinin 8. ayetinin meali; “Ona hem sapmışlığını hem de takvasını ilham edene” diye bitiyor.

Mohsen Namjoo’nun yaptığı iş İslam âleminin sıkı sıkıya bağlı olduğu ilmi ve manevi değerlere resmen bir saldırı niteliği taşıyor. Bu mesnetsiz, yakışıksız, iğrenç ve cahilce hareket evvela yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e ve her şeyin yaratıcısı yüce Allah c.c ‘a hürmetsizliktir[9] .  Kıraat ilmine ömrünü adamış Kur’an âlimlerinin bunca yıllık uğraş ve çabalarına haksızlıktır. Diyanet işleri başkanlığının bu konuda ki fetvası şu şekildedir;

Kur'ân çevirilerinin her hangi bir şiir şeklinde düzenlenerek müzik aletleri eşliğinde melodik, bir biçimde okunması, Kur'ân'ı kutsallığından soyutlamak, taşıdığı ilahi boyutu, takip ettiği yüksek amacı gözardı etmek ve onu insan zihninin ürettiği alelade bir ürün konumuna indirmek anlamına gelir. Kur'ân okuma adabı ve imanın korunmasıyla ilgili bazı bahislerde bu çeşit konular üzerinde de hassasiyetle durulmuştur.

Kur'ân'ın, orijinal metniyle, gerek namaz içinde, gerek namaz dışında okunması bir ibadet olduğu gibi, namaz dışında tercümesinin okunması da ibadet niteliğini taşır. Bu itibarla Kur'ân tercümesinin müzik aletleri eşliğinde okunması, ibadetin sahip olduğu huzur ortamını, manevi ve ilahi konumu zedeler ve sarsar. Ayrıca bu durum, müzik ile ibadetin 'bir noktada' özdeşleşmesine ve zamanla müziğin camilere girmesine zemin hazırlar. Bu ise İslam'ın kesinlikle onaylamayacağı bir durumdur. 'Dinin korunması' ilkesinin, bütün ilahi ve semavi dinlerde korunması öngörülen beş temel husustan biri olduğu kesin bir hakikattir.

Kur'ân'ın tercümesinin, müzik araçları eşliğinde okunması yoluyla, mesajlarının halk kitlelerine kolaylıkla ulaştırılması amaçlanıyorsa, Kur'ân'ın böyle bir uygulamaya kesinlikle ihtiyacı yoktur. Zira, indirilişinden bu yana, Kur'ân'ın insanlar tarafından anlaşılması amacıyla, onun ruhuna ters düşmeyen pek çok çalışma yapılmış, eserler te'lif edilmiş, tercümeler yapılmıştır. Bu sebeple Kur'ân tercümesinin müzik eşliğinde okunamaz oluşunu Kur'ân'a ait mesajların önündeki bir engel olarak görmek de mümkün değildir. Ayrıca, Kur'ân tercümesinin müzik eşliğinde, bir şiir ve türkü/şarkı edası içinde okunması halinde, müzik kendiliğinden ön plana çıkacak, sözler ise geri planda kalacaktır. Kaldı ki İslam tarihinin hiçbir döneminde Kur'ân veya mealinin müzik eşliğinde okunduğu görülmemiştir.

Günümüzde böyle bir uygulamaya girişilmesi İslami ve ilmi gerçeklere aykırı olduğu gibi, geniş halk kitlelerinin huzurunun bozulmasına ve gereksiz tartışmalara sebep olacaktır. Ayrıca getirilecek böyle bir uygulama doğrudan doğruya Kur'ân'ı tezyif etmek, eğlenceye almak ve küçümsemek demektir. Halbuki Allah Teala 'Şüphesiz bu Kur'ân hak ile batılı ayıran bir sözdür. o bir eğlence ve boş söz değildir.' (Tarık, 13-14) buyurarak Kur'ân'a karşı takınılacak bu tür tavırları kesinlikle yasaklamıştır. Yine Allah 'Şimdi siz, bu sözü mü küçümsüyor ve nasibinizi, yalanlamanızdan ibaret kılıyorsunuz?' (Vakıa, 81-82) buyurarak Kur'ân'ı küçümsemenin, aşağılamanın inkar anlamına geldiğini ifade etmiştir.

Sonuç olarak, Kur'ân tercümesini, saz çalıp türkü söyler gibi okumak, Kur'ân'ın kutsallığını zedeler, onun tekliğini ve eşsiz oluşu özelliğini yok eder ve onu insanoğlu tarafından yazılmış diğer kitaplarla aynı konuma düşürür. Bu itibarla Kur'ân tercümesinin bestelenerek herhangi bir enstrüman eşliğinde, şarkı, beste, ya da türkü söyler gibi okunması dinen caiz değildir.’’

Diyanet İşleri Başkanlığı

Kur’an-ı Kerim Rabb’imiz tarafından biz kullarına bir yol gösterici olarak gönderilmiş kutsal bir kitaptır. Kur’an-ı Kerim okunurken bir Müslüman, bütün saygı ve dikkatini Kur’an’a verir adeta asırlık çınarlar gibi kendine yakışan vakur tavrıyla Kur’an’dan nasiplenmeye çalışır. Kur’an’a böylesine hürmet, saygı, muhabbet ve sonsuz teslimiyetle bağlanmış olan biz Müslümanlar için Kur’an-ı Kerim Allah râsulüne vahyedildiği şeklinden başka türlü okunamaz. Birçok ayet-i kerimede Kur’an’ın diğer kitaplardan, kelamlardan ve şair sözlerinden ayrı tutulması vurgulanmaktadır. Lakin yapılan bu iş Kur’an-ı bir müzik parçası durumuna indirgemeye ve asıl mesajının anlaşılmamasına neden olmaktadır. İşte bunun için yüce dinimiz İslam bu tür uygulamalara bugüne kadar asla izin vermemiştir. Bu şekilde Kur’an muhafaza edilmiş, her devirde barışın, özgürlüğün, huzur ve mutluluğun kaynağı olmuştur. Yazımı Saff suresinin 8. ayet-i kerimesiyle noktalıyorum;

"Onlar ağızlarıyla  Allah'ın nûrunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır."

Selam ve dua ile

19-04-2018 01:18
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE