ÖBÜR DİVAN
Muhammed Safa Ulusoy
.

İbrahim Tenekeci'nin Profil yayınlarından çıkan “Öbür Divan” adlı kitabı hacmine göre belki de hayatımda en yorulmadan ve hızlıca okuduğum kitaptır diyebilirim. İbrahim Tenekeci diyince aklıma 23 yıllık kısa sayılan şu ömrümde gördüğüm tanıdığım bildiğim en nazik, en mütevazı, en samimi insan olan Selahattin Kocaaslan ağabeyim gelir. Kitabı bitirip beni hiç yormadığını hissettiğimde hemen aklıma Selahattin ağabey ile ettiğimiz sohbetlerden bir kesit gelmişti. “Sözü yormayan ender yazarlardan biridir İbrahim Tenekeci” diyordu Selahattin ağabey. Aslında uzun zamandır Yeni Şafak yazılarını ve şiirlerini de takip eden birisi olarak Tenekeci'nin tarzına, üslubuna az çok hakimdim lakin gönlü yormayan birinin sözü yormayan birinden bahsetmesi bazı şeyleri daha iyi idrak etmemize sebep oluyor kuşkusuz. Kitabın ilk yazısı “başlarken” başlığıyla ve Nurettin Topçu’dan alıntılanan şu güzel sözle başlıyor; “ Üç hakimin hükmünde hata aranmaz;  kalbin, kaderin, ölümün”. İlk yazısına böyle bir alıntıyla başlaması yine aynı yazıda “Yazılarımızda mümkün mertebe siyasetten ve gündemin geçiciliğinden uzak duracak, daha kadîm meselelere yönelmeye çalışacağız. Bir anlamda, haber değeri olmayıp da edebi değeri olan konulara değineceğiz” sözlerini fiilen de doğruluyor. Kitabın son yazısına kadar bu çizdiği sınırlar içerisinde ısrarla kalmayı başarmış ve yazılarında çokça bahsettiği 'sözünden emin olunan biri' olduğunu gözler önüne sermiştir. Tevazu gösterip ilk yazısında “acemi olsak da” yazmış olsa da zevkle okuduğum yazılarından hareketle ilk yazılarında dahi hiç de acemi olmadığını kesin bir şekilde ifade edebilirim. Kitabı kapattığımda aklımda beliren kavramlar şunlardı; kardeşlik, ahlak, samimiyet, dostluk, merhamet, medeniyet, hürmet, insan, insaf, iman. Şimdi bu kavramları ve zikredemediğim nice güzel kavramı çerçeveletip odalarımızın baş köşesine asıp hayatımızda yeni bir sayfa açalım demeyeceğim çünkü “Defter aynı olduğu sürece, yeni bir sayfa açmanın hiçbir önemi yok” diyor İbrahim Tenekeci. Yine onun deyişiyle “Evvela defterin değiştirilmesi gerekiyor” diyebilirim, diyebiliriz. Kitapta en çok dikkatimi çeken şeylerden birisi her yazıda mutlaka birkaç isim ve birkaç kitabın zikredilmesiydi. Bu durum yazıların mutfağında nasıl bir emek nasıl bir çaba var sanırım bizlere açıkça gösteriyor. Yine aklımda kalan isimlerden bazılarıysa; Nurettin Topçu, İsmet Özel, Sezai Karakoç, Nazım hikmet, Behçet Necatigil, Cemil Meriç ve sayamadığım daha nice insan. Yazıları okurken isimler eşliğinde desteklenen cümleler ve paragrafları çokça görmek mümkün. Bu da İbrahim Tenekeci'nin nerelerden beslenerek yazdığını-yaşadığını gösteriyor diyebilirim kendi adıma. Yazılar o kadar zengin ki hangisinin altını çizeceğinizi hangisini not edeceğinizi adeta şaşırıyorsunuz. Yine en beğendiğim olaylardan biri ise alıntı yaptığı kitabın yayın evi, baskı sayısı, sayfa sayısına varıncaya kadar yazmasıydı. Merak ettiğiniz, devamını görmek istediğiniz meseleleri okumak, görmek için uğraşmanıza gerek kalmadan direk adresi alabiliyorsunuz. Bu zenginliğin artılarından bir başkası ise şüphesiz sıkı bir okuma listesi hazırlamanıza olanak sağlamasıdır. Açıkça tavsiye ediyorum diye yazdığı kitap sayısı atlamadıysam ya da unutmadıysam bir tane diye hatırlıyorum. Evet direk tavsiye olarak kitap ismi yazmasa da alıntılarından hareketle ister istemez tavsiye olarak o kitapları not edesiniz geliyor. Yine takdir ettiğim noktalardan biri de şairlerden küçük küçük şiir alıntıları yapmasıydı. Bunu da taşı gediğine oturtmak değimine taş çıkartacak şekilde yapıyor oluşu başka tabi. Çoğu yazıda büyük şairlerden, vefat etmiş ediplerimizden şiirler ve yazılar alıntılandığını hepimiz biliyoruz lakin hayatta olanlardan alıntılar yapmak çok fazla alışkın olmadığımız bir durum diye  düşünüyorum. Tam da bu yüzden İbrahim Tenekeci'nin ısrarla o insanlardan alıntı yapmasını çok önemli buluyor ve herkese örnek teşkil etmesini temenni ediyorum. Küçük bir eleştiri olarak bazı cümlelerin ya da meselelerin iki-üç yazıda tekrara düşmüş olması okurken dikkatimi çekti ve biraz da rahatsız etti diyebilirim. Gazete yazılarından derlendiğini bildiğim bu kitabın bahsettiğim tekrarlara düşmesi sorununun giderilmesini düşünmüş olsam da yine büyükler daha iyi bilir demekle yetindim. Çünkü üzerine basa basa “ Ulular köprü olsa basıp geçme” diyen bir insanın kitabını okuduktan sonra kalbinizde bir şeylerin inceldiğini hissediyorsunuz. Bu eleştiriyi bir nakısa bulmak için değil, sadece övmüşsün demesinler diye hiç değil sadece gördüğüm ve gerekli bulduğum için yapıyorum. Aslında kitabın arka kapağında yer alan “ Gazete yazılarını kitaplaştırmanın sakıncalarını biliyorum. Fakat ben bu yazıları sadece gazete için yazmadım. Okunduğunda görülecektir ki, gündemde olanlar değil, gündemimizde olması gerekenler anlatılıyor.” ifadesi bu eleştiriye de bir cevap niteliği taşıyor sanki. Bahsi geçen konular, incelikler, özlü sözler ve medeniyet vurgularıyla bizleri hiç yormadan kendini okutan bu kitap hayatın bütün karmaşıklığına rağmen durup kendimizle baş başa kalmamızı sağlıyor. Sorular ve cevapları olması gereken yerde; gönülde canlandırıyor. Yorulmuş, yıpranmış, aldanmış, gönlü daralmış kim varsa alıp okusun ve bir de bu yazılar eşliğinde seyretsin hayatı. İşte o zaman gönülle görmenin, yürekle duymanın, kalple yürümenin önemini çok iyi anlayacağız. İbrahim Tenekeci'nin 15 Ağustos 2012 ve 13 Kasım 2013 tarihleri arasındaki yazılarından oluşan 280 sayfalık bu kitabı herkesin okumasını ve istifade edebilmesini canı gönülden isterim. 280 sayfa olması kimseyi korkutmasın kitabı bitirdiğinizde sanki 5 dakikalık bir video izlemiş gibi olacaksınız. O derece yormayacak sizi emin olabilirsiniz. Bu kadar sözün üzerine İbrahim Tenekeci'den güzel bir sözle noktalayalım yazımızı;

'' Ölüm, dünyaya ait her şeyi sıfırla çapıyor. İyi de ediyor. '' 

30-04-2018 10:25
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE