Şura 1.Bölüm
Hayrani Can
.
Şura
 
1.      Bölüm
 
Vaktiyle diye başlıyordu ilk söze.
 
Vaktiyle, bir cuma günü görmüştüm sizi.
 
İşte o vakit âşık olmuştum gözlerinize.
 
Siz alttan attan bakınca ben erimiştim olduğum yere.
 
O günden sonra sizi çok aradım fakat bulamadım.
 
Şimdi bir adres geçti elime, bir umut dedim ismine, belki cevap yazarsınız diye size yazıyorum...
 
 
Vakit baharın sonuydu.
 
Eylül ayının ilk günleri
 
Sararmış yapraklar yere bir bir düşerken gözleri de düşüyordu her bir yaprakla...
 
Hüzün kaplamıştı odayı, üstüne üstüne geliyordu her şey.
 
Kırık dökük bir oda, bir parça masa ve sandalye
 
Bir kenarı yırtılmış kanepesi, üzerine serilmiş yatağı vardı sadece.
 
Hiç umursamıyordu ya, o günden beri hayatı. Ne diyordu kendi kendine 'Ah o gözler'.
 
Tek başına yaşıyordu.
 
Sanki hayatta, tek kendisi ve 'Ah o gözler' dediği gözlerin sahibi vardı.
 
Yaşı bir hayli ilerlemiş gözükse de yirmi beşindeydi.
 
Okulunu yeni bitirmişti bitirmesine ama perişan bir haldeydi.
 
Ailesinden uzaktaydı şimdilik.
 
Adı Halil, Halil’di...
 
Mahzun çehresi tebessüm saçardı gördüklerine, görenlerine.
 
Onunla konuşan herkes mutlu olurdu.
 
Mutlu değildi şimdilerde Halil ama son bir kaç gün umuda sarılmıştı. Dualar ediyor 'Ya Rabbi ne olur cevap versin' diyordu.
 
Mektubu yazmış katlayıp güzelce bir zarfa koyup kapatmıştı zarfı. Dışarı çıkacak ilk işi postaneye gitmek olacaktı. Hızlı adımlarla gidiyor bir an önce ulaşsın cevap gelsin istiyordu. Heyecanlıydı Halil hemde çok. Cevap gelmeye de bilirdi aslında, hiç bunu düşünmüyordu. Aklına bile getirmiyordu. Umutluydu Halil.
 
Postane uzaktı, koşar adımlarla bir saatlik yolu yarılamıştı bile on dakikada. Zaman içinde zaman yaşıyordu sanki. Az sonra vardı, sıra bir hayli çoktu. Elindeki numara 105’ti. Tam da O gözleri gördüğü tarihti. 5. Ayın 10’u. Tevafuk dedi ve güldü, daha çok sıra vardı tam yüz kişi. Biter dedi yine güldü numaraya bakarak. Pencereden dışarıyı seyrediyor. Her uyarı sesinde panoya bakıyordu. Yağmur yağıyordu şarıl şarıl. Halil çiseliyor diyordu kendi kendine. Sıra bitmeye gelince gişeye yakın bir yere geçti. Zarfı tekrar kontrol etti bir daha bir daha. Bilmiyordu ki zarfı kutuya atacaktı. Unutmuştu heyecandan. Sıra kendine gelince:
 
-          Merhaba ben mektup gönderecektim dedi.
 
-          Mektup mu?
 
Şaşırmıştı memur bu zaman da mektupla mı haberleşiyor dedi içinden Halil’e bakarak.
 
-          Evet, mektup acele ederseniz sevinirim hanımefendi.
 
Mektubu aldı inceledi ve kapı kenarında bulunan kutuyu göstererek
 
-          Şu kutuya atın dedi.
 
Halil hemen götürdü attı kutunun içine.
 
Bundan sonrası beklemekti artık. Sabırla bekleyecekti cevabı. Ya doğru değilse adres, ya cevap vermezse…
 
Nefsiyle mücadele ediyordu. İmtihanı erkenden başlamıştı.
 
Kesin diyordu, iyi bir arkadaşından almıştı. Kesinlikle Onun adresiydi.
 
Eve giderken içinden hep hesaplar yaptı. Islandı, sırılsıklam oldu ama farkında bile değildi Halil, umurunda bile değildi. Cevap gelse Onun için yeterdi de artardı.
 
Bekleyecekti. Beklemek yakacaktı Halil’i.
 
Hayrani Can
26-05-2014 13:51
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE