loading...

Şura 10.bölüm
Hayrani Can
.

10.      Bölüm

Kahvaltı masada, çay ocakta bırakılmış, kapı sonuna kadar açık unutulmuştu. Şura merak etmiş ne yapacağını bilmeden oturuyordu. Önce çayı altını sonra kapıyı kapattı. Dışarıya çıkmak aklına sonradan geldi. Nabila’nın yanına gidecek onunla konuşacaktı. Hızlı adımlarla çıktı evden doğruca arkadaşının yanına gitti. ‘Nabila’ diyerek kapıya vuruyor ama duyan olmuyordu. Yoldan geçen komşularından Hacer teyze

-          Şura kızım Ayşe Teyze hastalandı herkes orada sen neden gitmedin.

Şura olduğu yere çökmüştü.

-          Sen hastaneden mi geliyorsun Abla?

 

-          Evet, merak etme bir şeyi yok Ablamızın. İstersen beraber gidelim beklersen tabİ

Şura kafasını ‘yok, ben gideyim’ der gibi salladı. Oturduğu yerden kalktı doğruca hastaneye vardı. Ayşe teyzenin odasının olduğu yere varınca herkesi gözyaşları içerisinde buldu. Bir şey olduğunu düşünerek annesine yaklaştı

-          Anne bir şeyi yok ya

-          Yok, yok kızım bir şeyi yok çok şükür. Dua edelim de ayağa kalksın.

Şura’nın yüreğine su serpilmişti. O kadar çok korkmuştu ki kaybedeceğini düşününce ‘Ya Rabbi içimde bulunanları bilen tek kişi o. Ne olur beni onsuz bırakama.’ Dualar ediyordu. Odanın penceresinden içeriye sessizce bakıyor kâh gülümsüyor Kâh sitem eder gibi bakıyordu. Aklında Ayşe teyze yüreğinde Halil vardı şimdi. Bir hareketlenme oldu odada. İşaret parmağı 2 dakika aralıklarla kalkmıştı. Hemen doktora haber verdi. İçeriye beraberce girdiler ve ne olduğunu ilk öğrenen ben olayım diyordu. Doktor kontrol etti durumunda bir değişikliğin olmadığını fakat sağ işaret parmağının neden oynadığını bilmediğini söylemişti. Şura gülümsedi ve ‘Namaz kılıyordur, çünkü öğle vakti çoktan girdi.’

Şaşkın gözler Şura’ya bakarak odadan çıkmış orada bulunanlara da bir şeyi yok durumu aynı deyip gitmişlerdi. Şura dışarıya çıkınca herkesi rahatlatan bir şeyler söyledi.

-          Ayşe teyze namaz kılıyor. Ne kadar mübarek bir Ablamız var. Rabbim almasın onu bizden inşallah

 

 

Hep birlikte âmin deyip yüzlerine sürmüştü ellerini herkes.

İstanbul da hava açık, öğlenin ilk saatleri, Halil, İsmail ile kahvaltı yapıyor, İsmail’in anlattıklarına kulak veriyordu. Mustafa’nın sürprizi kendisi ile alakalıydı. Halil de umursamamıştı zaten. Mustafa okulunu bitirmişti ve güzel bir şirketten de teklif almıştı bile. Halil bu habere sevinmişti. ‘Hayırlı olur inşallah’ dedi ve kahvaltı masasından kalktı. ‘Sahile gidiyorum ben İsmail abi görüşürüz sonra’ deyip çıktı dışarı.

Mehmet usta bugün çay ocağına gelmemişti. Çırak, Halil’i karşılamış iki çay bırakmıştı masaya. Mehmet usta’yı sormuştu ama nerede olduğuna dair bir bilgi yoktu. Usta, Halil’in eski kaldığı eve gitmiş, mektubu arıyordu. Posta kutusuna baktı, kapının yanında bulunan yere baktı ama bir türlü bulamıyordu mektubu. Bahçeye gülfidanının yanına geldi etrafına bakıyor kardan göremiyordu bir türlü. Mektup ayak hizasında, gülfidanının saksısının altında duruyordu. Bir ara gülfidanına bakayım diye eğildi Mehmet usta. Gözleri zarfın köşesine takılmış elleri hemen zarfa tutunmuştu. Mektup İzmit’tendi ve mutluluk kaynağı olacaktı Halil için.

17-06-2014 12:10
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


ANKET

Niğde Belediye Başkanı Kim Olsun

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE