loading...

Şura 2.bölüm
Hayrani Can
.

İstanbul’un kenar mahallelerinde bir yerdi. Sakin, sessiz huzur dolu bir yer. Uzunca bir sokak, tek tük evler vardı. Evlerin arasında ağaçlar sıra sıra dikilmiş, boy boy yükseliyordu semaya. Halil o evlerin arasında küçük sade bir evde oturuyordu. Önceleri arkadaşları ile kalıyor rahat bir düzeni vardı da Şura’nın gözleri velveleye vermişti yüreğini hem düzenini. O günden sonrası bu iki göz odalı evde yaşam mücadelesi veriyordu yüreği ile beraber.

 

Kapısı eski, pas tutmuş bir haldeydi. Açılınca ses çıkartıyor zile ihtiyaç bile duyulmuyordu. Küçük bir bahçe, bahçenin içinde solmuş çiçekler ama bir taze gülfidanı vardı. Her sabah ilk işi güle bakmak toprağına su dökmek pislik varsa onları temizlemekti. İç kapısı biraz bakımlıcaydı ama köşelerinden paslanmaya, yağlanmazsa ses çıkarmaya başlayacaktı neredeyse. Halil’in umurunda bile değildi. İçeri girdiğinde ayakkabısını kaldırdığı birkaç çiftlik ayakkabılığı sonra hol boyu bir odası bir mutfağı banyo ve tuvaleti vardı evin. Kapıdan girdiğinde sağ tarafında mutfak sol tarafında banyo ve tuvaleti az ileride de odası mevcuttu. Eve girer girmez çay koyardı ocağa. Sonrasında odaya çekilir çayı unuturdu bir müddet. Odasında kanepesi vardı yatağı da üzerindeydi. 

Halil eve gelmiş çay koymuş odasında cevap beklemeye başlamıştı. Beklerken ıslanan elbiselerini çıkarmış eşofmanlarını giymişti. Yatağına uzanmış dinlenecekti. Tavanda gözleriyle resimle çiziyor ucu hep o gözlere gidiyordu. 

Aşk bambaşka bir Halil ortaya çıkarmıştı. Arkadaşları arasından kopmuş hafta da bir görüşmekteydiler. Telefonla arıyordu sık olmasa da. Hava kararırken telefon sesi ile irkildi Halil. Hayalinden uyandı. Masa üzerinde duran telefona baktı. Arayan İsmail’di. 

-          Selamun aleykum Halilim nasılsın Can Kardeşim

-          Aleykum selam İsmail Abim. Çok şükür siz nasılsınız ne yapıyorsunuz arkadaşlar nasıl.

-          Hamdolsun bizlerde iyiyiz. Sen olmazsan buraların tadı çıkmıyor be Halil. Gel yakınımıza olmaz mı? Bizim evde kalırsın kırma abini. 

Halil düşündü biraz 

-          Yüz yüze konuşalım mı Abi. Yarın gelirim yanınıza

-          Hay hay çok güzel olur mutlu olurum Can Kardeşim. 

İsmail aynı üniversite de ama farklı bir bölüm okumuştu Halil’den. Halil edebiyat okurken İsmail ilahiyat okumuştu. İlk görüştükleri yer üniversitenin mescidi olmuştu. İsmail imam Halil müezzindi. O güzel sesi İsmail’i büyülemişti sanki. Namaz bittikten sonra ilk işi tanışmak olmuş, hemen kaynaşmışlardı. O günden sonra can ciğer kardeştiler. Halil, İsmail Abi derken, İsmail, Halilim derdi hâlâ da aynı şekilde seslenirler birbirlerine. 

Telefonu kapatmış uyumak için yatmıştı da bir türlü uyku girmiyordu gözüne, Şura cevap verecek miydi bilmiyordu. Beklemek, çok zordu. Oysa kaç senedir tanıdığı kıza bir türlü açılamamıştı Halil. Okul bittikten sonra Esma’yı görmüş tevafuk deyip yanına gitmişti. Şura’dan bir iz bulabilirim umudu vardı. Esma Şura’nın arkadaşlarından biriydi. Halil Şura’ya ulaşmak isteyince telefonu vermişti ilkin sonrasında da adresini. Telefonundan aramış ama ulaşamamıştı. Cesaretini toplayıp mektup yazmıştı işte. Şimdi ise bekliyor başka çaresi de yoktu. 

Sabah ezanı daha bir güzel okunuyordu bu sabah. Uyandı huzur dolu bir sabaha Halil. Abdest alıp seccadesinin üstünde ezanın bitmesini bekledi. Namazı huşu içerisinde eda ettikten sonra duasını da el açıp gözyaşları ile etti. Her sabah yaptığı gibi zikrini sonra Kur’an-ı Kerim okudu. Güneşin doğuşunu seyretti. Dilinde bir cümle, birkaç mısra; 

Ne zaman içimden bir Sen geçse
İstanbul gibi oluyorum!
Fethediyorsun tüm hücrelerimi
Kalbimin surlarını yıkıyor gözlerin

Yüreğimin tahtına oturuyor
Ebediyen hüküm sürüyor gözlerin.”

 

Hayrani Can

27-05-2014 16:42
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


ANKET

Ak Parti'de Niğde'de Kim Milletvekili Adayı Olsun? 23 adaydan seçimini yapmak için ankete katılın

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE