Şura 9.Bölüm
Hayrani Can
.
9.      Bölüm
 
Halil sessiz sakin oturuyordu bir köşede. İsmail ve Mustafa konuşuyorlar bazen de gülüyorlardı. Mustafa aklına gelen sürprizi söylüyordu İsmail’e gülerek…
 
 
Bembeyaz örtüsüne bürünen topraklar, ağaçlar, evler, park edilmiş arabalar, yolda duran çöp kutuları daha açıkta kalan her yer ve bir de gül kokulu mektup. Şura’nın Halil’e yazdığı mektup kar altındaydı muhafaza oluyordu, belki de Halil’i bekliyordu, sessiz ama sırılsıklam. Halil bekliyordu mektubu ama bir türlü aklına gelmiyordu evi…
 
Kabanını giyip dışarıya çıkmak için hazırlanıyordu Halil. Selam verdi ve sessizce çıktı dışarı. İsmail çağırdı arkasından ama duyan olmadı, uzaklaştı uzaklaştı. Nereye gittiğini bilmiyordu ayaklarının götürdüğü yere gidecekti. Öyle karar kılmıştı kafasında Hali. Üsküdar da kız kulesini seyredecekti belki. Belki de Fatih’te ziyaret edecekti Fatih’i. Gidiyordu da kimseler görmüyordu sanki her yerde Şura vardı. Baktığı her yer Şura’ydı. Ne oluyor ya Rabbi! diye içinden geçirdi. Hiç yapmadığı bir şeyi yapıyordu şimdi. Gül almıştı çiçekçiden. Kırmızı bir Gül. Yol kenarında bulunan tam kız kulesine bakan çay bahçesine girmiş ‘İki Çay, biri bana biri Gülüme’ demişti de güldürmüştü ustayı.
 
-          Buyur evlat çayınız
 
-          Eyvallah ustam, nasılsın?
 
-          İyiyiz be evlat geçinip gidiyoruz işte. Sen nasılsın, ne yapıyorsun, geldi mi cevap?
 
Halil ve Mehmet Usta eskiden beri tanışıyorlardı. Okulun ilk günlerinden beri de Şura’yı biliyordu. En son geldiğinde de mektup göndereceğini söylemişti Halil. Öğüt alırdı ustadan da içi rahatlardı. Halil sessizliğini bozdu
 
-          Gülümle iyiyim be Usta. Daha cevap gelmedi. Bekliyorum hâlâ ama umudum tükeniyor. Çünkü başka başka insanlardık biz. O uzaktı bana ben O’na çok yakın.
 
‘Kalbim ölüp giderken ardından
Siliniyor gözlerin hep yâdımdan
Daim Sen’i isterken yaratandan
Tükeniyor sözlerin hep hatırımdan’
 
Yoldan geçen bir meczubun mısralarına takıldı kulağı Halil’in ve ustanın. Usta gülümsedi Halil’e bakarak. Şiirin devamı da vardı onları da dinledi:
 
‘Bakışların söndürdü yanan ocağımı
Perişan eyledi bu garip bucağımı
Ellerin kapattı sana açılan kucağımı
Viran etti, sürüp gitti hatırımdan.
 
Varlığın nur olur yağardı üzerime
Seninle gelirdim ben, hep kendime
Yokluğun zulmet bıraktı yüreğime
Gidişinle bittim, öldün hep hatırımdan.
 
Sabahıma doğmak, sana mübahtı
Sen gittin, bana düşen hep ahtı
Yâdımda yok olmak sana günahtı
Sen günah işledin, yandın hatırımdan.’
 
Halil daha fazlasına takati kalmadı ve çayından bir yudum aldı ve döndü gülüne.
 
-          Haydi, bize yol gözüktü ne dersin kalkalım mı?
 
-          Biraz daha otur evlat az daha kal. Bir çay daha iç özledim be seni.
 
Halil kafasını salladı bir çay daha ister gibi çay ocağına baktı. Hemen iki bardak çay ile geldi çırak…
 
İstanbul bugün bir hayli güzeldi. Halil gibiydi, sessizdi, sakindi, meczubun şiirinden başka bir şey yoktu İstanbul’un dilinde ve bu Halil’in kulaklarını kemiriyordu. Şura İzmit’i Halil İstanbul’u fethediyordu.
 
Mehmet Usta ‘Evlat’ diyerek söze girdi:
 
-          Evlat, belki cevap gelmiştir ha ne dersin gidip baktın mı eski eve?
 
-          Nereye baktım mı Usta? Bakacak nere var sanki. Gelmedi işte cevap, gelmiyor.
 
Mehmet Usta sustu. Sorduğu soru ayan beyandı ama Halil kafasında bulunan düşüncelerden dolayı anlamıyordu.
 
Halil kalkacak zamanın geldiğini işaret ederek çayların parasını uzattı ama Usta’yı kızdıracağı aklından bile geçmemişti. ‘Ne yapıyorsun evlat. Burası senin de yerin paraya gerek yok’ diye kızdı usta. Halil ‘Eyvallah Ustam iyi ki varsınız’ dedi ve çıktı kapıdan uzaklaştı. Eve gitmek istemiyordu aslında nereye gitmek istediğine de karar vermemişti. Yola çıkmış gidiyordu öylece, belki de eski eve gidecekti. Şura’nın kokusu vardı orada.
 
İzmit’te bekleyiş, İstanbul’da bekleyiş vardı. Vuslat olacak mıydı bilinmezdi ama umut ediyordu Şura, Halil gelecekti İzmit’e. Gece hüküm sürüyordu şimdi semaya. Yıldızlar ve ay bu gece görücüye çıkmış, tüm ihtişamıyla bakıyordu Şura’nın gözlerine. Gülümsüyorlardı da anlamsız anlamsız.
 
‘Geceye inat,
Tüm yaptıklarına rağmen
Bütün hüzünleri üstüme yığsa da!
Bekliyorum Seni.
Yıldızlara, aya çiziyorum resmini...
 
Sen geliyorsun ya,
Karanlık ayrılıyor geceden
Ne hüznü kalıyor gecenin
Ne acısı!
Ne özlemin!
 
Varlığın benliğime, yokluğun geceye yarıyor
Sen olmayınca, gece bir başka oluyor Sevgili
Zifiri karanlık üstüne, acıdan bir hüzün çöküyor
Kalbim daralıyor
 
Ve Sen görününce ufuktan
Yıldızlar yere iniyor
Ne hüznü kalıyor gecenin
Ne acısı!
Ne özlemin!’
 
Elden gelen bir şey olmasa da dilden dökülen güzel cümlelerin ardından sabah ola hayrola deyip kapattı gözlerini Halil’in gözlerine ve daldı hiç uyumayan gözler sabaha kadar uykuya. Annesi her gece olduğu gibi kapıdan dinledi uyuduğunu görünce sessizce ‘Hayırlı geceler kızım’ deyip kapattı oda gözlerini geceye.
 
Sabah ilk olarak uyanan Samet olmuş kapıyı yavaş kapatayım derken orada bulunan temizlik malzemelerini dökmüştü. Annesi bu sesle irkildi doğruldu yatağından ve hemen aşağı indi. Samet malzemeleri düzeltirken annesi arkadan
 
-          Yaramaz çocuk seni, sanki kapıyı hızlı örtsen ne olacak ki.
 
-          Olur mu hiç Annem rahatsız olmayın diye yapmıştım ama özür dilerim yine rahatsız ettim sanırım.
 
Bu cevap karşısında şefkat damarı kabardı Suna Hanım’ın. ‘Ayşe teyzenin yanında durması yaramış’ diyerek güldü sessizce, mutlu.
 
-          Hadi gitte ekmek alda gel kahvaltı yapalım. Hem ablanı gıdıklarız ne dersin?
 
Samet uçarak gitmişti bakkala ve koşarak dönmüştü eve. Kahvaltı hazırlıyordu annesi ve göz kırptı kapıdan ‘hadi’ der gibi.
 
Sessizce, parmak ucunda odaya yaklaştılar. Önce Samet içeri girdi. Hemen ablasının üzerine atlayıp gıdıklamaya başladı. Annesi Şura’nın kollarını tutuyor Samet’e yardım ediyordu. ‘Yapmayın lütfen ne olur Samet konuşmam seninle’ diyordu bağırarak ama dinleyen yoktu.
 
Zil çaldı ve eğlence son buldu. Samet hemen kapıya koştu annesi de arkasından geliyordu. Şura tebessüm ederek yatağından kalktı ve düzeltti. Gelenin kim olduğunu merak ediyordu aslında. Acaba postacı mıydı? Hemen odasından çıktı aşağıya indi.
 
-          Anne gelen kimmiş?
 
Suna Hanım cevap vermedi, zaten evde de kimse yoktu.
 
Hayrani Can
09-06-2014 13:53
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE