Şura.bölüm 5
Hayrani Can
.
5.      Bölüm
 
Mektubu katladı zarfa koydu ve kitaplarının arasına yerleştirdi. Şura’yı da dinleyecekti belki de. Ayşe teyze mahallenin en akıllı en eski insanıydı. Herkes ondan sula sorar, ona danışırdı. Şimdi O Şura’yı dinleyecekti.
 
Öğle vakti yaklaştıkça heyecanda kat kat artıyordu bu güzel mahallede. Bugün Cuma ve bugün her hafta olduğu gibi sohbet olacaktı Ayşe teyzenin dili ile. O’nu dinlemek huzur veriyordu tüm kadınlara…
 
Ayşe teyze bu hafta hiç olmadığı kadar heyecanlıydı. Halil’in mektubunu okumuştu ya ondandı heyecanı. Saatler bir bir tükendi Ayşe teyze ile birlikte. Vakit gelse de konuşsam Şura ile anlatsam şu çocuğu. Kimdir neyin nesidir…
 
 
‘Şura’ diye seslendi aşağıdan Suna Hanım. ‘Kalk hadi bugün sohbet var bilmiyor musun?’ Şura’nın hiç olmadı kadar uykusu vardı bugün ama annesini de kıramazdı.
 
-          Tamam, yeryüzünün en tatlı annesi kalktım
 
Suna Hanım bu cevaptan çok hoşlanırdı, duymak için yer arar bir daha bir daha seslenirdi kızına. Her defasında da ‘Tatlı Annem’ cevabını alırdı. Üç kişilerdi evde, ancak bu mahallede huzur bulmuşlardı olanlardan sonra. Samet küçük yaşlarda babasını kaybetmiş biraz büyüdükten sonra da abisini. Taşınmışlardı arka arkaya üç dört yere, en sonunda burada durmuşlar huzur bulmuşlardı. Bu yüzden ev hep neşeliydi.
 
 
Şura yüzünü yıkadı, dişlerini fırçalayıp kahvaltı sofrasına oturdu.
 
-          Hayırlı sabahlar Mum. Bu sabah çok güzelsiniz.
 
Yanaklarından tatlı tatlı öptü ve yanına oturdu. Bugün Şura da farklı bir güzellik vardı sanki. Yüzünden gülümseme eksik olmuyor, daima gülüyor neşe saçıyordu yüzündeki nur ile birlikte.
 
-          Samet nerde Tatlım, kalkmadı mı hâlâ?
 
-          Ayşe teyzeye gidiyor ya kızım her hafta bugün. Unutkanlık mı var sen de yoksa.
 
-          Tamam, tamam Sultanım benim kızma hemen birazdan biz de gideriz Ayşe teyze beklemesin.
 
Samet her hafta olduğu gibi Ayşe teyze ile kahvaltı yapıyordu hem yardım ediyor hem yalnız bırakmıyordu. Sohbet için malzemeleri alıyor, Ayşe teyze de onlarla pasta börek yapıyordu. Her şey hazırdı sadece cemaatin gelmesini bekliyordu ve bir de Şura’nın. Dört gözle bekliyordu konuşmayı Şura ile.
 
Sokaktan sesler yükseliyordu alabildiğince. Kadınlar ve çocuklar hep birlikte koca evin avlusuna girmişlerdi. Büyükçe bir kamelyası vardı evin. Her Cuma orada olurlardı. Herkes bir yer bulup oturdu ve Ayşe teyze bekleniyordu şimdi. Şura ve mahallenin diğer genç kızları Hazal, Rukiye, Nabila ve Tuğba yardım etmek için yukarıya çıkmışlardı. Ayşe teyze Şura’yı görür görmez heyecanlandı birden sonra toparladı ve diğer kızlara birer tabak vererek gönderdi. Şura da tam çıkıyordu ki Ayşe teyze seslendi.
 
-          Şura bekle sen
 
Olduğu yerde durdu arkasını dönüp
 
-          Buyur Ayşe teyzem
 
-          Gel otur kızım yanıma. İki çift laf edelim seninle. Birkaç soru ile başlayayım. Üniversite hayatın ile ilgili. Bana anlatabileceğin biri var mı?
 
Şura donmuş kalmıştı. Nereden çıktı ki bu yüreğini sızlatan soru. Her gece sabaha kadar hayaliyle konuştuğu, gözyaşı döktüğü, âşık olduğu insanı nasıl anlatacaktı ki Şura. Gözyaşlarına hâkim olamadı yine ve söze başladı
-          İlk O’nu üniversitenin kapısında gördüm ve orada bakakaldım bir süre. Hep takip ettim arkasından yanından sağından solundan. Hep beraber geçirdim üniversite hayatımı. Aynı bölümde okumamız ne kadar büyük tevafuktu. Ben o zamanlar açık giyiniyordum tam olarak bilmiyordum dini. O ise tam yaşıyordu ben bana bakmaz diyor ağlıyordum ama her konuşmamızda dili tutulur konuşamazdı. Hayâsından böyle yapıyor âşık değil o bana diye geçiştiriyordum. Bende gönlü olduğunu bilsem hemen ararım O’nu.
 
Ayşe teyze gözyaşlarını tutamamış aşağıdan gelen seslerle irkilmişti. Şura’ya baktı ağlıyordu kendisi gibi.
 
-          Hadi yüzümüzü yıkayalım aşağı gidelim sonra devam ederiz
 
Ellerinde pasta böreklerle kamelyanın kapısından girdiler beklenenler. Hep bir ağızdan ‘Nerede kaldınız ya hu’ demişler gülmüşlerdi. Sohbet başlamış kızlar çay dolduruyor servis yapıyorlardı. Çocuklarda bahçede oynuyor rahatsız etmiyorlardı cemaati. Elinde aşk ile yazılmış Kur’an’ın balı duruyordu. Kapağını kaldırınca bir koku saçılırdı her zaman etrafa. Mis gibi gül kokardı Risale-i Nur. Ayşe teyze yıllarını vermişti bu yola. Talebeleri de vardı cemaatin arasında, küçük büyük fark etmiyordu. Dudağının arasından çıkan her kelam nurlandırıyordu kalpleri. Kadınlar bu yüzden hep huzurlu ayrılırdı o meclisten. Hep huzurlu yaşarlardı. Şura bu mahalleye gelene kadar İslam’ı bilmiyor yaşamıyordu. Buraya gelir gelmez kapanmıştı ve hemen arkadaşlar edinmişti kendisine. Beş altı akranı vardı aralarından su sızmıyordu da Şura’nın gönlünü kimse bilmiyordu ancak bugüne kadar. Gözlerinde yaşlar akıyordu Ayşe teyzenin ve Şura’nın. İkisi de kurtulamamıştı o halden, sohbetin bitmesini ya da ara vermek istiyordu, ıslanmıştı kitap ve üzeri.
 
Şura dayanamadı çıktı kamelyadan bahçede bulunan havuzda yüzünü yıkadı. Arkadan cemaatte çıkmıştı. Ara verilmişti sohbete, Ayşe teyze merak ediyordu devamını. Şura’nın kolundan tuttuğu gibi yukarı götürdü.
 
-          Anlat hadi, nedir bu kadar büyük aşk.
 
Şura devam etti kaldığı yerden.
 
 
-          Dört seneyi O’na âşık olarak geçirdim. Hep yakınlık kurayım, yakın olayım diyordum. Silgi, kelam, mendil ne olursa olsun konuşayım diye bahane üretiyordum ama O hiç konuşamıyordu. Hep kekeliyor bende gülüyordum ama alay ederek değil. Bunları neden anlattırıyorsun bana Ayşe teyzem. Yüreğim paramparça benim!
 
 
 
Ayşe teyze gülümseme vaktinin geldiğini anladı. Yüzünde güller açtı birden. Eli rafta bulunan kitaba uzandı içinde Halil kokan mektubu çıkartıp ‘oku’ dedi.
 
31-05-2014 19:05
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE