YANSIMALAR BİR YOL HİKÂYESİ EFLATUN SORDU
MEHMET FATİH ADIGÜZEL
[email protected]
.

Roza Yayıncılık`dan çıkan bir eser;

Soru cevap şeklinde bir eser ile bizi bir yol hikâyesine çıkaran yazar,  iç dünyamıza, günümüz sorunlarına eleştirel bir bakış ile bizi düşündürmeye çalışıyor. Deneme tadında. Bu güne kadar otuza yakın  eseri bizimle paylaşan “İsmail Özmel’in  bu eserinden bazı cümleleri sizinle paylaşmak istedim. Bir çırpıda okunma imkânı ile sohbet tadında bir diyalog ile bizim komşumuz oluyor.

Eğitimden, felsefeye, gündelik yaşantıdan bilime kadar düşüncelerini bizimle paylaşan yazarın tek derdi var sanırım, özgürlük arayışı. İnsanların menfaat ikliminden dostluk iklimine nasıl geçebileceğinden bahsediyor. Okuyup, başka bir eserini merak edebileceğiniz bir samimiyet ortamına sizi çekmek niyetinde. Okuyup okutmanız dileği ile… Sizi yazarın düşünce dünyası ile baş başa bırakıyorum. İyi okumalar.

 

Hatta felsefe insanları inançsızlığa götürür, felsefe eski yunanı öğretmekten ibarettir gibi incileri döktürenler ilgi uyandırmaya devam ediyorlar. Bütün bu sözler içerisinde güzel cümle “kendi filozoflarımızı niye okutmuyoruz”? (Syf: 9)

 

Yazarlar konu bulamayınca kitaplara uzanıyor, bir şeyler bulup yazmak istiyorlar. Eğer elli yılı okuyarak, düşünerek, yazarak devirmişsen ne arıyorsun sayfalar arasında? Hafızanın tahayyülün, tefekkürün ve kalemin sohbetini kendini, iç dünyanı, huzur ve mutluluk pınarlarını, kitaptan ve insanlardan dostlarını ne zaman yazacaksın”? (Syf: 11)

 

Yaşlanmak nasıl bir şey kaba ve zorlu mu yoksa kolay ve zevk verici mi? Yaşlılık için sen ne dersin?” (Syf: 13)

 

Can bedende ikamet ettiği sürece hayat devam edecektir. Hayatı haz ve enerjiden ibaret sayanlar için İhtiyarlık her gün her an ölüme yaklaşmak gibi bir azabı hatırlatmaz mı?” (Syf: 14)

 

Yaşlılığa hazırlanmak veya hayatı yaşlanmaya değer bulma nasıl mümkün olur sorusunu sormak aklımızdan geçiyor.” (Syf: 14)

 

İnsanın mutlu olması için ille de bir yükseköğrenim görmesi zaruri değildir.” (Syf: 16)

 

Matematik insanı dinlendirir diye bir cümleyi bir gazetede okuduğumu hatırlıyorum.” (Syf: 16)

 

Şair olmak isteyen iyi şiir yazmaya gayret eder, yazdıkları şiire benzemiyorsa ona şair diyebilir miyiz? Sırf şair desinler diye bu çileye katlananlar, bir külfeti yüklenmiyorlar mı? Külfetin neresi faydalı, neresi zevkli?”  

 

Sen ununu elemiş eleğini duvara asmışsan mesele yok. Ama daha un temini ile uğraşıyorsan, bir eksikliği tamamlama gayretinde olan bir ihtiyacını karşılama çabasında olanlara yönelmen gerekir: İşte böyle bir gayrete yönelmiş, bir hayati İhtiyaca cevap veren gayretlerin tamamına faydalıdır diyemez miyiz?” (Syf: 18)

 

Sen zamanında okumaya, bir meslek ve sanat öğrenmeye tenezzül etme, hor bak, küçümse sonra da ben mutlu olamıyorum diye sızlan dur, olacak şey mi? Önce mutluluğa hak kazanacaksın, sonra da mutlu olmaya bakacaksın, tek başına mutlu olmak da yetmez, aile fertlerine, yakınlarına da bu güzel tabloda yer vereceksin. Onlar olmadan hiçbir yere varamayacağını, varsan da mutlu olamayacağını bilmelisin.” (Syf: 19)

 

Son zamanlarda bu eve taşınalı kaç yıl oldu diye sormak gerekti, ben dört beş yıl oldu dedim. Meğer taşınalı 10 yıl geçmiş demek ki yılların sayısına değil, sizde uyandırdığı İntibalara itibar etmek durumundayız.” (Syf: 20)

 

(...)dinlenmiş delikanlı ile dinlenmiş yaşlı arasında bu kadar bir fark vardır. (Syf: 21)

 

Yaşamak için mi yenir, yemek için yaşanır?” diye sormuştu adam piyesin kahkahalar bölümü yerine biraz da tefekkürü bırakmıştı. Cimri (piyes-Molier)`de miydi neydi, hatırlar mısınız?” (Syf: 31)

 

Bu ülkede divan edebiyatı deyince, aruz veznini hatırlayan, şiir ezberlemekle  ezberci eğitimi birbirine karıştıran Milli Eğitim Bakanı görmedik mi?” (Syf: 41)

 

Öğretmen camiası içinde aldığı ücreti yetersiz bulanlar vardır ama böyle düşünenlerin bir gün olsun kendi kendine; verdiğim mesaimle ben bu aldığım ücreti hak ediyor muyum; sorusunu sorduğunu sanmıyorum. Hatta mezun olduktan sonra ders kitabı dışında kaç kitap okuduğunu, yeni yayınlar ve yeni uygulamalar konusundaki görüşlerini, değerlendirmelerini meslektaşlarıyla paylaşıp paylaşmadığını sorgulamamız, ona göre çözümler üretmemiz gerekmez mi?” (Syf: 44)

 

Şunu biliyor musun, konuştuklarımızın %40`ı yalan, %20`si yanlış, geriye kalan %40. Bunların içinden doğruyu nasıl seçip çıkaracaksın, önce bunu düşünmeliyiz. Ayıkla pirincin taşını değil, taşların arasındaki pirinci bulmak kolay mı, bir düşün?” (Syf: 44)

 

Kaç yıl önce okuduğun kitaplardan kırıntılar kalmış belleğinde, adı anılınca sen aklında kalanları tekrarlıyorsun. Kitapta yazılanlar raflarda.” (Syf: 45)

 

Yazarlar konu bulamayınca kitaplara uzanıyor, bir şeyler bulup yazmak istiyorlar. Eğer elli yılı okuyarak, yazarak devirmişsen, ne arıyorsun sayfa aralarında? Hafızanın tahayyülün, tefekkürün ve kaleminin sohbetini ne zaman yazacaksın? Kendini, iç dünyanı, huzur ve mutluluk pınarlarını, kitaptan ve insandan dostlarını ne zaman yazacaksın?” (Syf: 45)

 

İnsan parlak cümlelere, yaldızlı tasvirlere inanmaya daha meyillidir. Onun için yalancı zekiler daha çok şanslı bir üslubu seçerek insanların akılları  yerine duygularına hitap etmeye çalışırlar. Bunu derken; belki dikkatini çekmiştir; yalan söylemeyi İtiyat haline getirenlerin bir Vasfının da  kurnazlık(aklını olumsuz işlerde kullanmak) olduğu anlamanı buradan çıkaramaz mıyız? Yahut da, daha çok parlak zekâlarla değil de orta hallilerle düşer kalkar diyebilir miyiz? Belki siz, insanların daha çok duygularıyla hareket ettiklerini iddia ediyorsunuz, değil mi? Bu durumda, onların yeterli eğitim almadıklarını da bir delil olarak ileri sürüyorsunuz. İnsanların daha çok duygularıyla hareket ettiklerini, akıllarını kullanmadıklarını iddia ediyor, bunun sonucu olarak da onların yeterli eğitim almadıklarını kabul etmiş görüyorsunuz. Önemini de unutmamak şartıyla…” (Syf: 51)

 

Kitaplar hafızam, kitaplar dostum, arkadaşım, hocam, bende olmayanları rahatlıkla ödünç istediğim komşum. Onlardan hiçbir zaman şikayetçi olmadım, zarar görmedim. Kitaplar, aziz dostlarım İyi ki varsınız…” (Syf: 57)  

 

Tarihini ve edebiyatını öğrenmeyen bir nesil hangi mutluluğun tadını çıkarabilir? Bir beyitte bu bahsi kapatalım:

 

Hayata lezzet katar, tefekkürle geçen bir ân

 

Dünden Işık almayan, mutlu olamaz hiçbir zaman.” (Syf: 59)

 

Usta malı okumadan ustalıklı  yazmak mümkün değildir. Çünkü usta malı şiir demek bir coşku, bir bedii zevk merhalesi, muhayyileye ve teneffüs aygıtlarımıza temiz hava, sağlıklı düşünme, hacim, mesafe ve derinlik kazandıran eserlerdir.” (Syf: 64)

13-02-2016 15:35
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE