Yapılaşma Üzerine...
MEHMET FATİH ADIGÜZEL
[email protected]
.

Oda sayıları ile orantılı bir birliktelik hayali ile yatan kalkan bizlerin kronik sorunu “Yapılaşma”. Evet, bir sorun olarak görmekte fayda var, neden mi? Nedeni: Yapılaşmanın gün geçtikçe artmasından kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Bunun bir nedeni de apartman kültürünü bize aşılayan “Toplum Mühendisliği” yapmak isteyenlere inat; evet çok katlı binalarda kimse birbiri ile konuşmuyor.

 

İletişim kurmak şöyle dursun, ortak alanlarda karşılaştıklarında selam verir korkusu ile kafalarını eğen, bizler değil miyiz?

 

Sorunu lüks dairelere göçerek mi çözeceğiz, yapmayın Allah aşkına?  Yeni dairemizdeki olanaklar bize ne tür katkı sunacak dersiniz? Spor salonlarına gitme ihtiyacı mı? Lüks dairelerinde ikamet edenlerin burada yaşamanın hantallaşmak olduğunun farkında olanlar en kısa zamanda apartman kültürü diye bir şey olmadığının farkına vardıklarında, doğa ile iç içe bir hayata merhaba diyorlar.

 

Bizimkiler de “Aman alla sen şuradan göçelim artık gün görmek istiyorum bende,” diyorlar. Bunun ceremesini çekmek için ise `hastaneye´ yakın olsun istemeleri de enteresan bir durum.

 

Selçuk Hoca (İl Kültür Müdürü) İnşaat Mühendisliği okuyan arkadaşlardan bir talebi vardı, bende hocamızın söylemleri havada kalmasın diyerek sizinle de paylaşmak istiyorum.

 

Birinci talebi çok güzel ve düşündürücüydü. Bir camii yapacaksınız, ve o camide bütün yollar kesişecek, diyordu. İkincisi ise: Yaşam alanları hakkındaki düşünceleriydi. Adam, sabah namazı için   camiye gitmek istese sekiz kapıdan geçmesi gerekiyor,” dedi. Ne demek istediğini ben şöyle yorumladım, hocamızın.

 

Nefs; bizi her kapıda gitme isteğinden vazgeçirmek için elinden geleni yaptırmak için mutlak bir çaba içerisine gireceği konusunda bir fikir oluştu, bende. Eğer hocamız ile aynı düşünüyorsak: “Evet, İnsanı engelleyen bir nefs olduğu konusunda ortak akıl sayesinde yaşam alanlarındaki çok katlı yapılaşmanın insanları gün geçtikçe intihara sürüklediğini haberlerden takip ediyoruz.

 

Hastanedeki göz poliklinik sırası ile psikiyatri poliklinik sırasındaki insanların bazen aynı, bazen ise daha fazla olduğuna şahit oldum. Acaba, yaşam alanlarımız ceza evlerinin olması sebebiyle mi! bu halimize de şükür derken, kendimizi ceza evlerinden farklı olarak, gökyüzü artı insanları görme şansına sahip oluşumuz mu? Ne dersiniz. Gece, perdelerimizi çekmek ile kapalı ceza evlerinden farkı kaldı mı?

 

Yaşam merkezlerimizin, bu yönüyle çocukları da bilgisayarlara hapis etmesindeki etken oyun alanları olmayan ayağı toprağa değmeyen insanlar yetiştirmek, hazırcı olma çocukların yetiştiğinin farkında mıyız, acaba?

 

Hocamızın son sözleri asıl beni etkiledi. “Okulda anket yapıyorlar, soru şuydu: Evdeki bireylerin ayrı odaları olup olmadığı. O zamanlar maddi durumumuz iyi olmadığı için ufak bir evde ikamet ediyorduk. Düşünmeye başladım, ayrı odalarımızın olma ihtimalini. Biz o zaman değil ayrı oda, sırtımızı yaslamak için kullandığımız şeyi ders çalışmak için kullanıyorduk.”

 

Benim de bu konu hakkında ufak bir iki cümle eklemek istiyorum, hocama. Evet, belki odalarınız yoktu. Evet, yaşadıklarınız sizin üzerinizde hâlâ paylaştığınız birer anı olarak aklınıza geliyor.

 

Bende, İlkokulun birinci sınıfın ilk dönemini Niğde de okudum. O günleri bende unutamıyorum. İstanbul da ailemin ikametinden kaynaklı orada eğitimime devam ettim.  Her yaz memlekete geliyordum. “Orası mı, burası mı iyi, sence?” diyenlere: Niğde diyordum. Çünkü; gerçek hayat burada güzeldi. Ve ben hâlâ burada yaşama taraftarıyım.

 

Turgut Cansever”in bu konu hakkındaki mülakatlarını izlemenizi tavsiye ederim.

 

Yaşam alanlarımızın, daha iyi olacağı günleri görebilmek dileği ile...       

08-02-2016 09:19
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE