Yaşamak Sanattır Işığını Düşünceden Alır
Abdullah Güven
.

Düşünme daha çok algı ve anlakla (zeka) ilintilenir, problem çözme ve karar verme bağlamında da kullanılır. Düşünme düşüncenin fiil hali, düşünce ise bu fiilin nesnesidir.

Düşünme sürecinde veri, enformasyon, bilgi, kanıt, inanç ve duyumlar düşüncenin oluşmasında önemli girdilerdir. Bunlar mantık, sağduyu, yaratıcılık ve akıl yürütme yoluyla değerlendirilir ve kullanılır.

İnsanların düşünceleri bulundukları yere, kültüre, aldıkları eğitime, yaşam standartlarına, fıtri yapılarına, duygusal yoğunluklarına, yaşanmışlıklarına, yönetilme biçimlerine, yaratılıştan gelen bazı özelliklerine, niyetlerine, hâdiselere bakış açılarına, menfaatlerine, önyargılarına, ihtiraslarına, hatta yaptığı mesleğe…  vb. daha bir çok nedene göre değişiklik gösterir ve bu bakış açısı düşüncelerin temelini oluşturur.

Fakat düşünürken çoğu zaman sınırlarımızın dışına çıkmaktan korkarız. Bilinç altındaki korkularımız, fobilerimiz, inançlarımız, hurafelerimiz, kaygılarımız… vb. bizi engeller. Birilerinin getirdiği yada bir grubun kabul ettiği şeylere katılmak ve düşünmeden inanmak, bize her zaman düşünmekten daha kolay ve sorunsuz gelir. Çünkü sorumsuz ve kolaydır.

Bu yüzden çoğu zaman başkalarının düşüncelerini savunmak bize daha kolay geldiği gibi onu savunun bir kesimin yanında olmak da bize güç verir. Kimin düşüncelerini savunduğumuzu ve  kimin inandıklarına inandığımızı hiç yargılamayız ve yadırgamayız. Çünkü herkes öyle yapıyor. Bunda bir tuhaflık yok ki. Böyle bir ortamda asıl tuhaflık kendi düşünebilen ve düşüncesini yöneten bunun sorumluluğunu alarak tek başına dahi olsa doğru bildiğini savunabilmektir. Halbuki “herkesin aynı şekilde düşündüğü yerde hiç kimse fazla düşünmüyor demektir” ( Walter Lippman)

“Düşünmek zor bir sannattır onun için çoğunluk tek karar verir” derken jung’un kastettiği bu olsa gerek. Parti, fotbool, cemaatler… hep bir yere abone ve taraftarız. Aynı zamanda bir düşüncenin akışında aynı düzlemde akışkanız. Kolay olan, bir düşünceye sahip çıkmak ve taraf olmak, aynı zamanda beraberliğin getirdiği güçü hissetmekir ki; zaten insan hep bir taraftar bulma yada taraf olma yolunda hayat çizmeye çalışır kendine. Zor olan ise düşünüp doğruyu bulmak, tek başına bile kalsan ona sahip çıkmaya çalışmaktır.

İnanmadan önce bir düşünürsen, düşündüklerine inanamaz, inandıklarını sorgularsın. Kuranda 74 yerde geçen “Düşünmez misiniz?” sorusu, imanın akıl sahibi düşünen insanlar için olduğunun kanıtı olup, körü körüne düşünmeden yapılan inançların ruhbanlık öte bir şey olmadığını göstergesidir.

Ya Descartes gibi “Düşünüyorum o halde varım” diyerek düşüncenle varlığını  ortaya koyacaksın yada Oktay Sinanoğlu gibi “Varım o halde düşünüyorum “ deyip, var olmanın gerekliliğini yerine getirerek, varlılğınla düşünceni ortaya çıkaracaksın. Çünkü düşünmeden yaşanan hayatların kölelikten de öte bir parya yaşamı olması, “Düşünce şüpheyle başlar  ve tezatlerıyla bir bütündür.  Zıt fikirlere kulak tıkamak kendimizi hayata mahkkum etmek değil midir?” (Cemil Meriç) sorusunun haklılığını ortaya koymaktadır.

Düşler rüyalar aleminin bir yansıması ve hayalleri olarak hiç bir sorumluluk gerektirmeyen afaki durumlar iken; düşünce, bizzat eyleme dönüşümün ve karşılığı olan ve yapılması gerekli fiilin ateşleyicisi ve  düşlemenin en gerçekçi hali olarak ortaya çıkar.

Düşündüğünü sananlar,  düşünmediğini düşünemeyenler ile düşündüğünü düşünenlerden oluşur. Asıl düşünenler ise dünyayı değiştirren fikirlerden konuşur.

Sagopa Kajmer’in “Kalp Hastası” albümünden bir parça  “düşünmek için vaktin var”.

O halde vaktin varken düşün. Çünkü “Ölüler düşünemez ama; düşünceleri ise asla ölmez.” A.G.

Sonuçta “Yaşamak bir sanattır ve ışığını düşünceden alır.” A.G.

23-02-2016 20:38
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE