BİZ ÇOCUKKEN NİĞDE
Muharrem ÇİFCİBAŞI
.

Aladağlar, Bolkar Dağları, Hasan Dağı ve Melendiz Dağlarının ortasında Kayseri-Adana yolunun üzerinde, Kayseri, Adana, Nevşehir ve Aksaray İllerine komşu doğallığı ile yaşanılan bir şehir.

Televizyon programlarında sorulan kelimeleri bilmek için hatırlatılan N harfini temsil eden şehir.

Büyük şehirleri ziyaretimizde nerelisin? Sorusuna Niğde diye cevap verdiğimizde, bazen Niğde hangi bölgede? Yakınında hangi iller var? Sorularına muhatap olduğumuz şehir.

Daha çok tarım ürünlerinden elma ve patatesle özdeşleşmiş, geri dönüşüm denilince hatırlatılan şehir.

Selçuklu devletinin mimari anıtlarının en güzel örneklerini yıllarca koruyup, gözeten şehir. Bu nadide eserler ki, her taşı ustaların ellerinde oya gibi işlenmiş, seyrine doyum olmayan sanat eserlerinin merkezi şehir.

Eğitimi merkeze alan, okuma kültürüne sahip, iyi yetişmiş bürokratların doğduğu, vatan sevdalısı şehitlerin kabirlerini bağrına basan şehir.

Neden şehrimiz büyümedi? Sayısız fabrikalar yapılmadı? Nüfus alabildiğine artmadı? Eleştirilerine inat, içimizden geçen bazı şehirlerimizde özünü koruyarak kalsın, kozmopolit bir yapıya dönüşmesin diyebileceğimiz bir şehir.

Aslında çocukluğumu yaşadığım Niğde’yi anlatmak için bilgisayar başına geçtim. Niğde derken, bana ne hatırlatıyor ile giriş yapmayı uygun buldum.

Bin dokuz yüz yetmişli yıllar, şehir Kale ve civarı, Kayabaşı, Şehitler, Şahinali, Yenice ve yeni oluşmakta olan İlhanlı’dan ibaret.

 Merkez, bugünde aynı sayılır. Yine aynı yerler hareketli ve herkesin uğrak yeri. Bor caddesi, İstasyon Caddesi, Bankalar caddesi ve E-l Hacı Mahmut caddesi ile sınırlanan şehir için alış-veriş alanlarıdır.

Haftanın perşembe günleri Sungurbey Camii yanına kurulan tek pazarımız, Niğde halkının haftalık alış-veriş ihtiyacını karşılarken, taşra insanımızın da haftalık uğrak yeridir. Oldukça kalabalık ve bereketli olan Perşembe Pazarı bugünde pazarların en gözdesidir.

Günümüzde Selçuk Mahallesi diye isimlendirilen yerleşim alanı, biz çocukken Kerpiçlik olarak bilinir ve anılırdı. Tek katlı müstakil evleri, üç tane sokağı ve devamında kerpiçten yapılmış gecekondu evlerinden oluşan bir mahallemiz vardı.

            Her evin avlusunda bir tulumba ve evlerin önünden akan küçük bir su arkı ile sulanan doğal sebze ve meyvelerin görüntüleri, kokuları ile süslenen mütevazi evler.

            İç içe giren komşuluk ilişkileri, çıkarsız, samimi birliktelikler, sabah akşam çat kapı yapılan ziyaretler ile komşuluk akrabalık dercesine yükselmiş durumda idi. Herkes biri birini tanır, hatırını bilir, sevinçler ve hüzünler paylaşılırdı.

            Her evindeki mutluluk dışa yansır, her acı düştüğü evi değil mahalleyi yakardı. Günlük iaşe peşinde koşan aile reisleri ve onlara destek olan evin hanımları bir bütünün parçaları gibiydi.

Merkeze uzak sayılan mahallemizden okula gitmek için yarım saat yürürken hiç yorulmazdık. Mahalleden birlikte çıkan arkadaşlar, sohbet ortamında iken ürüdüğümüz yolun farkına bile varmazdık.

Yaz aylarında Mezbaha caddesinden, eski Müze yönüne dönerken, yüksek duvarlı Vali Konağının büyük ağaçlarının gölgesine sığınırdık. Her biri ayrı güzellikte ve devasa ağaçlardı ve şehrin merkezine yeşilliğin yoğun olduğu bir alandı. Şimdi o ağaçların yerinde beton yığınları yükseliyor.

Ana caddeyi takiben Büyük Sinema, Yeni Sinema ve Renkli sinemayı geride bırakarak, İmam Hatip Okuluna ulaşır ve yoğun bir derse başlardık. Çok katlı binamın çok az olduğu, her yerinden ufkun görülebildiği, nefes alıcı bir meydana bakan okulumuzun hava soğuk olsa da içi ve dışı da oldukça sıcaktı.

Saygınlık kazanmış öğretmenler, rehberlik yapan idareciler, küçükleri seven ağabeyler, büyüklere saygı duyan bir nesil vardı yetmişli yıllarda. Okul yıllarında kazandığımız bilgi, görgü, kültür ve arkadaşlıklar hala sağlam bir şekilde sürüyor ise, bunu o günün ortamına borçluyuz.

Ders çalışmak için, her öğrencinin durak noktası, Sungurbey İl Halk Kütüphanesi olurdu. Şehrin merkezinde tarihi taş bir bina, soğuk havalarda kütüphanede yer bulmak ne mümkün. Kamu kurumlarının dışında kaloriferli ev olmayınca, kimi ısınmak kimi ders çalışmak için kütüphanede vakit geçirirdi.

Niğde de çocukluğumuzun tarihi binalarını koruyamadı. Güzelim İl Halk Kütüphanesi yıkılarak ucube bir yapıya kurban gitti. Ortaöğretim öğrencilerine beslenme ve barınma imkânı sağlayan Vakıflar Yurt binası ortadan kaldırıldı.

Çocukluğumuzun anılarını oluşturan, şehrin merkezindeki tarihi yapılar korunup, yeşil ile bezenip, sosyal hayatın gereksinimi için tahsis edilse, şehrin merkezi nefes alacak bir alan olarak korunurdu. Binalar şehrin dışında imara açık alanlarda planlanabilse, Niğde Şehir Merkezi tarihi dokusunu koruyan ve gelecek nesillere bu taş işçiliğinin güzel eserlerini aktarabilirdi. Ne yazık ki, çocukluğumuzda biriktirdiğimiz Niğde anılarımızda betona yenik düştü.

Şehrin yeşil alanları, günümüze göre oldukça fazlaydı. Niğde Kalesi, Bucak Çayır, Kumluca, Kayaardı, Fertek Yolu, Bor Yolu, Eski Terminal Bölgesi, Dere Mahallesi gibi alanlar bağ ve bahçe ile bezeli idi. Ne yazık ki; imara açılan bu alanların birkaçı hariç betona yenik düştü.

Niğde’ni Kuzeyi İmam Hatip Okulunu biraz üst bölgesi, güneyi o gün Bor Garajı dediğimiz, bugün Kültür Merkezi, Doğusu Tren Yolu, Batısı Kayabaşı ile sınırlı idi. Derbent iki arabanın yan ayana zor geçebildiği bir yol, hatta araba parmakla sayılacak kadar az. Akılda kalan sadece Cici Baba’nın otomobili.

İnsan ve eşya taşıma işleri genelde at arabaları ile yapılır. Şehrin asfalt yollarında atların nal sesleri yankılanırdı. Esnaf çeşitliği oldukça sayılı ve sınırlıdır. Hatırladığım kadarıyla sadece iki kitapçı (Koçer) da okul açılışlarında çok kitap sarası beklerdik.

Esnaf lokantaları meşhurdu. Pazara gelen köylüler ve işe giden personel İlkbahar, Şehir, Bol Kepçe ve Bizim Çorbaya uğramadan şehirden ayrılmazdı. Köyden gelen araçlar Derinkuyu Garajına park eder, kalıcı olanlar Kızılırmak Otelinin yolunu tutardı. At arabası ile gelenler otelin hemen yakınında bulunan Handa konaklardı.

Garajlar terminal, hanlar otel, at arabaları otomobil, tek katlı evler apartman, sobalı eveler kaloriferli daire, küçük mahalle bakkallarımız alış-veriş merkezi, dükkanların ahşap çerçeveli camları kocaman gösterişli vitrinlere dönüştü. Büyüdük, geliştik, çoğaldık, zenginleştik, hayatımız kolaylaştı. Ama çocukluğumuzun Niğde’si ranta yenik düştü.

Şimdi, ah bizim zamanımızda ki, Niğde diye iç geçirişleri duyar gibiyim. Ecdattan yadigâr kalanları koruyup, geleceğe miras bırakmak ümidiyle, çocukluğumun geçtiği Niğde’yi seviyor ve fazlaca özlüyorum.

Muharrem ÇİFCİBAŞI

19 Mart 2021 Niğde

09-04-2022 13:08
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


ANKET

Niğde'nin En Büyük Sorunu ne?

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE