İHTİLAL Mİ? BAL GİBİ DARBE
Muharrem ÇİFCİBAŞI
.

Ortaokul yıllarında 12 Mart 1971 Muhtırası ve ardından hükümetin istifası ile sonuçlanan darbenin üzerinden on yıl geçmişti. Artık üniversite yıllarımız başladı. Ancak lise öğrenimimiz döneminde sağ-sol çatışmaları ile siyasi bölünmüşlük yaşanıyordu.

            Okullarda eğitim, boykot çağrıları, derse girenlerin tehdit edilmesi ve öğretmenlere dönük baskılar ile yapılamaz hale geldi.

Köylerde kahvehaneler, şehirlerde mahalleler bölünerek “Kurtarılmış Bölgeler” ilan edildi. İnsanların can ve mal güvenliği kalmadı. Akrabalıklar, komşuluklar siyasi bölünmelerin peşine takılarak yok edildi.

Yaşanan olaylar, aynı silah ile sağdan ve soldan öldürülen insanlar, ikiye bölünen polis, üniversitelerde yaşanan öğrenci olayları ülkeyi kaos ortamına sürüklemişti.

Aradan on yıl geçtiği için artık darbe yapılacak kıvama gelinmişti. Altyapıyı hazırlayan darbeciler, seçilmiş hükümete ve milletin iradesine bildiriler ile parmak sallamaya başladılar.

Millet canından bezdirilir hale getirildi. Ekonomik sorunlar, gelecek kaygısı, her gün teröre kurban giden onlarca gencin ölüm haberleri ülkenin üzerine kâbus gibi çöktü. Vatandaş artık ne olacak ise olsun, terör olayları bitsin ki, canımızı kurtaralım düşüncesine getirildi.

Her on yılda bir darbe olur tecrübesine sahip halk, her an ordunun yönetime el koyacağı anı bekler oldu. Hatta artık çok geç kalındı beklentisi içerisine girenlerin sayısı da az değildi.

Herkes derin uykusunda iken 12 Eylül 1980 gecesi TSK seçilmiş hükümete darbe yaparak ülke yönetimine el koyduğunu açıkladı. Genel Kurmay Başkanı Kenan EVREN, Kuvvet Komutanlarını yanına alarak, neden yönetime el koyduklarını, darbeye yol açan ve hazırladıkları ortamı gerekçe olarak söyledi.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi içeride ve dışarıda farklı yankılara neden oldu. Karşı çıkanlar ve destekleyenler oldu. Ama ABD’den yükselen ve “Bizim Çocuklar Başardı” ifadesi hafızalara kazındı. Olayın arkasında, bütün dünyadaki darbelerde olduğu gibi NATO yani ABD vardı.

Ülkenin 13 bölgeye ayrılarak tamamında Sıkıyönetim ilan edildi. Belli süreler ile gündüz ve gece sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Asker sokağa inerek her yerde kontrolü sağladı. Her gün onlarca siyasi cinayet işlenen ülkede, bütün olaylar bıçak gibi kesildi.

Darbeye zemin hazırlamak için kaos olaylarını, terör eylemlerini planlayıp gerçekleştirenler, darbe gerçekleşince olayların durması da kaçınılmazdı. Gençlerin eline silah veren aynı kişiler, istedikleri olunca, silahları geri alarak ortama barış getirdiklerini ifade ettiler.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası askıya alındı. TBMM lağvedilerek, milletvekillerinin görevleri sonlandırıldı. Siyasi partilerin tamamı ve bütün dernekler kapatıldı. Siyasi parti liderleri gözaltına alınarak Hamzakoy ve Uzunada’ya götürülerek yargılanana da kadar tutuklu kaldılar.

Sağdan ve soldan idam edilen gençler, hatta yaşı tutmadığı için idam edilen çocuklar oldu. Ülkede tam bir korku imparatorluğu kuruldu. Toplantı ve gösteriler yasaklandı. Yargı, basın, seyahat vs. bütün özgürlükler yok edildi.

Her gün yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi kararları demokratik hayatı bitirirken, askeri vesayet ülkenin tek hâkimi haline geldi. Bugünde vesayetini sürdüren güç odakları, o günlerde yapılan yasa düzenlemelerinin eseridir.

Darbe sonrasında; ortaya çıkan tablo İnsan Hakları, demokrasi, özgürlükler açısından bakıldığında hiç iç açıcı değildir.

Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine 

Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı. İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi.

Yine 71 bin kişi Kanunu’nun 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.

 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti.

300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

 23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu.

3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu'nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi.

Cezaevlerinde toplam 299 kişi hayatını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi kaçarken vuruldu, 95 kişi çatışmada öldü, 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi, 43 kişinin intiharettiği bildirildi.

Nereden bakarsak bakalım, kim ne derse desin. Yukarıdaki tablo her darbelerin ülkemizi her açıdan on yıl geri bıraktığının bir göstergesidir. İnsanların yaşadıkları travmalar onlarda, ailelerinde ve toplumda onarılmaz yaralar bırakmıştır.

Her bir birey darbeye karşı çıkarken, yönetimde sorumluluk alanlar ve alma adayları da enerjilerini kutuplaşma, çatışma alanları bulmak için değil, Bağımsız, Demokratik, Özgür ve vesayetsiz bir Türkiye için harcamalıdır.

09/04/2021 Niğde

Muharrem ÇİFCİBAŞI

 

09-04-2021 18:57
Bu Yazıyla İlgili Yorumunuz ?

Okuyucu Yorumları
Diğer Yazıları
HIZLI ARAMA


ANKET

Niğde'nin En Büyük Sorunu ne?

Tüm Anketleri Görmek ve Oy Kullanmak İçin Tıklayın

KONUK YAZARLAR
ENÇOK OKUNANLAR
GAZETE İLK SAYFALAR
NAMAZ VAKİTLERİ
HAVA DURUMU


NİĞDE